Şişmanlık-zayıflık üzerine

24.02.2010 - 15:18 | - Tüm hikayeler
  • Karikatürlerde patron şişman, işçi ise zayıf çizilirdi. Yıllar öncesi Leman Dergisinde, işçiler kolkola girmiş, eylem yapıyor.

Karikatürlerde patron şişman, işçi ise zayıf çizilirdi. Yıllar öncesi Leman Dergisinde, işçiler kolkola girmiş,  eylem yapıyor. İçlerinden bir tanesi kırmızı yanaklı, göbekli bir işçi. Diğerleri buna sitem ediyor:

-İşçi sınıfının yüz karası. Senin yüzünden taleplerimizin haklılığı zedeleniyor.
-Abi ne yapayım?! Valla su içsem, yarıyor.

Zayıflık, açlık sınırında yoksulluğun temel göstergesidir. Tabi burada sözü edilen, sağlıksız  zayıflık. Başta Afrika Kıtası olmak üzere, dünyanın pek çok yerinde bu tür zayıflığın limitlerinin zorlandığını görürüz. Yüzünün kemikleri ortaya çıkmış, kaburgaları beş metre mesafeden sayılabilen, kol ve bacak kemikleri üzerinde et kalmamış insanlar.

Bu ölçüde olmasa da, çevrenizde de oldukça zayıf bedene sahip insanlar görebilirsiniz. Genetik, metabolizma zayıfları hariç; karnını doyuracak ölçüde düzenli bir geliri olmadığı için yeterli beslenemeyen insanlardan söz ediyorum.
Böyle sosyo-ekonomik katmanda bulunan birisi, herhangi bir işte çalışmaya başlayıp eline para geçince ilk iş olarak karnını doyurmayı düşünür. Kazandığı gelire paralel de, bol kalorili yiyeceklere doğru bir beslenme eğilimi doğar.

Tabi bu insanlarda aslolan, beslenmeden ziyade doymaktır. Fizyolojik ihtiyaçlar ötesinde, sosyal ve kültürel ihtiyaçların farkına varıldığında ise göreli olarak bir zenginlikten söz edebiliriz. Belki kişinin yine yoksulluk sınırında bir geliri vardır. Mutlaka toplam gelirden, payına düşen yine çok düşük bir değerdir. Ama kişi artık, açlık sınırında bir zayıflık endişesini geride bırakmıştır. Açlıktan ölme veya hastalanma söz konusu değildir.
Bu noktada yeni bir sorunla karşı karşıya gelinir: Şişmanlık.

Bunda iki temel etken de; dengeli beslenmeye yetecek bir gelire hala sahip olamama ve sağlıklı beslenme için yeterli bir bilinç düzeyinden uzaklıktır. 

Düzenli bir işte çalışıp iyi para kazanan işçi, kendisini ve ailesini bol kalorili yemeklerle ödüllendirir. Ölçüsüzce tüketilen bol yağlı-etli yemekler, tatlılar ve tabi fast-food ürünleri…Hele de çalıştığı iş, fazla kol gücü gerektirmeyen bir işse; göbekli bir işçi ve göbekli işçi ailesi söz konusudur. O işçinin patronu ise babası gibi göbekli bir şişman patron olmamaya kararlıdır. Kendisinin ve ailesinin daha dengeli, daha sağlıklı beslenmesine özen gösterir. 

Ne tuhaf bir süreç değil mi? Bir kuşak önce şişman patron-zayıf işçi; bir kuşak sonra ise tam tersi. Gelir dağılımını adaletli hale getirmenin kabaca özü; zenginden alıp, yoksula vermektir. Pek çok felsefi ve politik mücadele bunun için yapıla gelmiştir. Dünyanın her yerinde bu mücadelenin ilk kazanımı da, bu şişmanlık olgusu ne yazık ki. Bence, karnı tok-sırtı pek olan her işçi, bu kazanımı(!) biraz sorgulamalı. Hiçbir şey bilmiyorsa; “Ya bu şişmanlık iyi bir şey olsa, bizim patronlar zayıflamazdı?” sorusunu sormalı. Tamam, karnımız açken düşünemedik bunu ama doyduktan sonra düşünebiliriz. 

Dilerim, sonraki kazanımlar daha iyi ve güzel şeyler olur.

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
8468 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
diyet öyküleri, diyet hikayeleri, diyet yemek hikayeleri, kısa öyküler, kısa yemek hikayeleri

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri