Otarşi ve köyde yaşamın dayanılmaz hafifliği

02.02.2010 - 9:56 | - Tüm hikayeler
  • Kış gelince oturup evlerinde tezek yakıp ısınacaklar. Hayvanları stok otları yiyecek, onlar da hayvanlarından elde ettiklerini. Yaz gelince nasılsa otlar yine çıkacak ve bu kervan dönecek.

Köy, yılın dokuz ayı kar altında geçen bir yükseklikte kurulmuş. Hemen kenarındaki küçük volkanik göl de, yılın çoğunu buz tabakasıyla kaplı olarak geçiriyor. Mayıs ayının ortalarına doğru karların eriyişi hızlanıyor ve  nihayet beyaz yerini yeşile bırakıyor. Her yer göz alabildiğine yeşil otlarla ve yabani çiçeklerle kaplı.  Uzun geçen kıştan sonra tüm canlılar yüzünü güneşe dönmüş vaziyette. Özellikle otlar.
Neredeyse günde birkaç santim uzuyor otlar. Her biri güneşe ulaşmak için birbiriyle yarışıyor adeta…

Sonra insanlar geliyor. Ellerinde tırpanlar ve tırmıklarla. Boyları bir metreyi geçen otları biçiyorlar günlerce. Biçilen otlar tırmıklarla toplanıp yığınlar oluşturuluyor. Uzun kış mevsimi gelince hayvanlarını bu otlarla besleyecekler. Otlarla beslenen hayvanların sütüyle yağ ve peynir elde edip satacaklar. Kazandıkları parayla da başta un olmak üzere diğer temel ihtiyaçlarını karşılayacaklar. İşte hepsi bu kadar. Kendi halinde yetişen bir otun sağladığı hayat bu. Ot  Ekonomisi. Ha bir de çocuklara eğitim ve hastalara sağlık hizmeti sunarsa yurttaşı oldukları devlet; başkaca da bir talep yok ortada. Ne istihdam, ne işsizlik sigortası, ne konut, ne altyapı, , ne alışveriş merkezi, ne otopark, ne çocuk parkı, ne trafik, ne metro, ne metrobüs, ne üçüncü köprü, ne köprülü kavşak, ne yaya geçidi, ne üst geçit…

Kış gelince oturup evlerinde tezek yakıp ısınacaklar. Hayvanları stok otları yiyecek, onlar da hayvanlarından elde ettiklerini. Yaz gelince nasılsa otlar yine çıkacak ve bu kervan dönecek.

Bu ülkede öteden beri anlamakta zorluk çektiğim analizlerden birisi de “şehirleşme oranı”  üzerine yapılanlar. Kelli ferli adamlar çıkıp konuşur: “Elli yıl önce nüfusumuzun şu kadarı köylüydü, şimdi şu kadarı şehirli oldu…” İyi de şehre gelen o köylüleri, şehirli yapabildin mi? Başta iş olmak üzere en önemli sosyo-ekonomik ihtiyaçlarını giderebildin mi? Hem niye çağırdın o insanları şehirlere? Mevcut şehir ahalisinin iş gücü olarak yetmediği bir sanayileşme  gerçekleştirdin de istihdam açığın mı oldu? Yok ben çağırmadım diyorsan, neden köyünde tutamadın o insanları? Bak bir ot bile ne çok şeyi halledebiliyor kendince. Sen de bir ot kadar katkı sunamadın mı, o mütevazi hayatlara?

Ansiklopedilerde Otarşi şöyle tanımlanıyor: Ulusal Ekonominin, ihtiyaçlarını kendi bünyesinde karşılayarak, uluslar arası ekonomik ilişkilerini en düşük seviyeye indirmesidir. Bir devletin, ekonomik hayatında kendi kendine yeterli olmaya yönelmesi halidir.

Gerçi Otarşik Ekonomi kavramı bizlere dinazorlar kadar eskiyi çağrıştırıyor artık. Benim hatırladığım, bizim meşhur “Köy Enstitülü” yıllar ve Kamboçya Kızıl Kmerlerinin  zoraki köye dönüş projesi. Son 60 yıldır yurtta ve dünyada esas olan şehirleşmek. Bilhassa az gelişmiş ülkeler müthiş bir hızla şehirleştiler, şehirleşiyorlar. Kimsenin köye, toprağa, ota  baktığı yok. Şehir de iş imkanı yokmuş, yerleşim sıkıntısı varmış, tutunmak zormuş, kültürel erozyon çokmuş, birkaç kuşak harcanırmış düşünen yok. İnsanlar, ot gibi de yaşasa; şehirlerin varoşunda yaşamayı sevdi bir kere.  

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
5874 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
köyde yaşam, otarşi, yemek ve yaşam, köy insanı nasıl geçinir, köyde yaşama koşulları, köyde beslenme

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri