Keloğlan ve leblebi şekeri

20.02.2010 - 14:49 | - Tüm hikayeler
  • Gaz lambasının titrek ışığında daha da heybetli görünen Ninem, sedirin baş köşesinde.

Kimimiz sedirin üzerinde, kimimiz yerdeki minderlerde. Gaz lambasının titrek ışığında daha da heybetli görünen Ninem, sedirin baş köşesinde. Çık çıkartmadan konsantre olmuşuz ve anlatılacak masalın zihnimizde yaratacağı fantastik dünyada yolculuğa hazırız.

“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer tellal iken, keçiler berber iken, pireler hamal iken. Ben, Ninemin beşiğinde tıngır mıngır sallanırken…”

(Gel de anlat, şimdiki çocuklara; tellallık yapan deve, berberlik yapan keçi ve hamallık yapan pirenin ironikliğini. Neyse, biz masalımıza dönelim.)

“Bütün gün yan gelip yatan, haylazlık yapan Keloğlan’a annesi demiş ki:

-A benim kel oğlum, keleş oğlum. Sen de köyün gençleriyle dağa odun kesmeye gitsen, kışlık odunumuzu getirsen iyi olmaz mı? Yakında yaz bitip kış gelecek ve evde yakacak hiçbir şeyimiz yok.
Keloğlan yattığı yerden cevap vermiş:

-Giderim ama bir şartla!

-Nedir ki o şart?

-Bana koca bir külah leblebi şekeri alırsan, giderim. 

Zavallı kadın hemen gitmiş bakkaldan bir külah leblebi şekeri alıp gelmiş ve ahırdan eşeği çıkartıp Keloğlanı yolcu etmiş. Köyün gençleriyle beraber odun kesecekleri dağa giden Keloğlan, uzanmış bir ağacın gölgesine ve başlamış leblebi şekerleri yemeye. Tutup atıyormuş bir leblebi şekeri havaya ve açıp ağzına düşmesinden acayip zevk alıyormuş. Herkes odun kesip eşeklerine yüklemekle meşgulken bizim Keloğlan öylesine tembellik yapıyormuş. Nihayet gün bitmiş, akşam olmuş ve leblebi şekerleri yiyip bitiren Keloğlan’ın aklına odun toplamak gelmiş. Tabi köyün gençleri, odun yüklü eşeklerini alıp çoktan dönüş yolunu tutmuşlar. Keloğlan, ormanın içinde kuru odun ararken hava iyice kararmış ve göz gözü görmez  bir hale gelmiş. Ne yöne gittiğini bilmeyen Keloğlan tamamen kaybolmuş bu zifiri karanlıkta. Derken uzaklardan zayıf bir ışık görmüş Keloğlan ve o ışığa doğru yürümeye başlamış. Yürümüş, yürümüş ve iyice yaklaştığında kümbet gibi yapılmış kocaman bir ev görmüş. Korka korka yaklaşmış ve kocaman kapının tokmağını çalmış. Kapı açıldığında bir de ne görsün? Üç adam boyunda bir Dev!..”

(Hani Yüzüklerin Efendisi serisinin ilkinde Gandalf’ın, Hobit Çocuklarına masal anlattığı bir sahne vardır. Minik Hobitler faltaşı gibi açılmış gözler ve korku/heyecan karışımı yüz ifadeleriyle dinlemede pozisyonundadırlar. Bizim mizansen de aynen öyle. Belki size tuhaf gelebilir ama  şu son satırları yazarken bile tüylerim diken diken…)

Evet, devam ediyoruz.    

“Dev, hemen buyur etmiş Keloğlan’ı içeri. Bir izzet i ikram, bir güler yüz. Sormayın gitsin. Hemen sofrayı kurmuş ve birbirinden lezzetli yemekleri çıkartıp önüne koymuş Keloğlan’ın. Tabi, Keloğlan da anlamış Dev’in kendisini yedirip içirdikten sonra uyutacağını ve sonra kendisinin Dev’e yemek olacağını. Neyse yemek faslı bitmiş ve Dev, Keloğlan’a:

-Sen yorgunsundur, istersen hemen sereyim döşeğini de yatıp uyu?!

-Yook, ben her gece uyumadan önce Güllaç Baklavası yerim. Güllaç Baklavası yemeden gözüme uyku girmez.
Dev, başlamış hemen baklava için hamur yoğurmaya, yuvka açmaya, şerbet ısıtmaya, ceviz kırmaya...İki üç saat sonra bir koca tepsi Güllaç Baklavası hazırmış. Oturup karşılıklı yemişler. Dev yine yatıp uyumaktan bahsedecek olmuş ama bizim Keloğlan hemen itiraz etmiş:

-Ben her gece uyumadan önce Kaymaklı Kadayıf yerim. Kaymaklı Kadayıf yemeden gözüme uyku girmez.
Dev, kızmış ama çaresiz kolları sıvayıp yakmış fırını. Çıkartmış  unu, kaymağı, şekeri, yağı ve başlamış Kaymaklı Kadayıf hazırlamaya. İki saat sonra da oturup Kaymaklı Kadayıfı yemişler sıcak sıcak. Keloğlan göz ucuyla dışarıya bakmış. Vakit neredeyse sabah olmak üzereymiş. Hemen Dev’e dönmüş:

-Hadi, ser döşekleri yatalım. Ama önce bi su içelim. Bu kadar tatlıyı yedik içim yandı. Hani bir kalbur su getirsen içebilirim. Dev’in eline kalburu tutuşturmuş ve bahçedeki kuyudan su getirmesini istemiş. Cüssesi iri ama aklı kıt Dev koşmuş kuyunun başına ve daldırmış kalburu. Ama kalburda su tutmak ne mümkün?! Bir daldırmış, iki daldırmış ve nihayet üçüncü daldırışında kafasına dank etmiş. O kızgınlıkla “yedim seni keloğlaaannn” diye bağırarak eve koşmuş. Keloğlan da kapının girişine bir koca teneke zeytinyağını dökmüş ve içinde fırının külleri olan koca bir tencereyle kapının arkasında bekliyormuş. Dev hışımla kapıdan girer girmez, ayakları kaymış ve yüzükoyun yere kapaklanmış. Tam yerden doğrulurken de Keloğlan külleri boca etmiş yüzüne. Gözüne kül kaçan Dev göremez olmuş hiç bir şeyi ve fırsat, bu fırsat diyen Keloğlan atlamış eşikten çıkmış dışarı. Tabana kuvvet koşmuş ve eşeğini de bulup dehlemiş köyüne. Masal da burada bitmiş…”

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
8739 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
keloğlan, yemek hikayeleri, keloğlan ve leblebi şekeri, yemeklerin öyküleri anılarda kalan lezzetler

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri