Kaybolan, mutfağımızdan uzak bitki türleri

02.05.2010 - 17:16 | - Tüm hikayeler
  • Ansiklopedik bilgilere göre yeryüzünde 350.000 civarında bitki türü bulunuyor.

Bu gün pazarda-markette görmediğimiz bazı erik, elma, armut, üzüm türleri. Ayrıca çocukluğumun geçtiği yörelerde Haşhaş bitkisinin oldukça yaygın ekim alanı vardı. Bu yönden bizim kuşak günümüz çocuklarına göre daha şanslıydı.

 

KAYBOLAN, MUTFAĞIMIZDAN UZAK BİTKİ TÜRLERİ

Ansiklopedik bilgilere göre yeryüzünde 350.000 civarında bitki türü bulunuyor. Henüz keşfedilmemiş, sadece belli yörelerde yetişen (endemik) türlerin ilavesiyle bu sayının beşyüzbinleri bulacağını söyleyenler de var.

Bitkiler içinde meyve, sebze, tahıl, baharat gibi isimlendirilenler de beslenmemiz için büyük önem taşıyor. Geçen gün konunun uzmanı bir akademisyen, “ne yazık ki bu kadar bitki türü içinden mutfağımızda-soframızda yer alanların sayısı yüzü geçmiyor.” dedi. Başını kaçırdığım, sonuna kadar da izleyemediğim proğramdan bu cümle aklımda kaldı. Ha bir de saptamayı yapan uzmanın verdiği Ahlat örneği.
Üzerine biraz düşündükçe, bunun oldukça önemli bir saptama olduğunu anladım. Gerçekten de çocukluğumda az veya çok yediğim bitkilerden bu günlerde hiç görmediğim epey meyve-sebze var. Yaşı kırkın üzerinde olan herkesin çocukluk döneminde tükettiği yiyeceklerden önemlice kısmını bu günün çocukları hiç tatmadı diyebiliriz. Benim bu konuda ilk aklıma gelenler: Ahlat, Alıç, İğde, Muşmula gibi meyveler. Bu gün pazarda-markette görmediğimiz bazı erik, elma, armut, üzüm türleri. Ayrıca çocukluğumun geçtiği yörelerde Haşhaş bitkisinin oldukça yaygın ekim alanı vardı. Haşhaşlı hamur işlerinden epey tükettiğimiz gibi bu bitkinin çiçeklenme öncesi taze yapraklarından Ekşili Yaz Turşusu da yapılırdı. Bu yönden bizim kuşak günümüz çocuklarına göre daha şanslıydı. En başta ekmek olmak üzere pek çok gıdanın doğal ve katkısız olanını tatmış bir kuşağız. Buğdayın değirmende öğütülüp un haline getirilmesi. Oradan direkt eve getirilen unun hamur yapılıp odun ateşinde pişirilmesi, bizler için ne büyük ayrılacakmış. Başta beyazlatıcı maddeler olmak üzere hiçbir katkı malzemesi olmayan ekmeklerle karnımızı doyurmak bu gün gerçekten zor.

Doğal mera otlarıyla, samanla, arpayla, evin organik artıklarıyla beslenen ineklerin sütünü içmek ne güzel ayrılacakmış. Bu sütten yapılan yoğurtlar, tereyağları, peynirler…O yoğurtların pamuklu kumaştan imal bez torbalarda süzülmesi ile elde edilen Süzme Yoğurtlar. O doğal ekmeğin bir dilimine evde yapılan süzme yoğurttan, reçelden, salçadan sürüp yiyen kaç çocuk vardır, ikibinli yıllarda?
Peki ya susadığında, avucunu sokak çeşmesine dayayıp doğal kaynak suyundan içenler ne kadardır? Su olayı bilhassa son 10 yılda tamamen pet şişelere mahkum oldu gibi. Çocukluğunda billur gibi akan derelerden, çıkrıklı kuyulardan, tulumbayla fışkıran kaynaklardan, asırlık sokak çeşmelerinden su içen birisi olarak evimdeki musluktan akan suyu içememek benim için gerçekten üzücü.
Evet, başta ekmek ve su. Sonra yüzlerce-binlerce bitkisel gıda. Bir yandan genetik özellikleri bozan katkılar, diğer yandan unutulan-kaybolan, mutfağımızdan-soframızdan uzak bitki türleri.
 

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
6331 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
kaybolan mutfağımız, yemeklere dair öyküler, yemeklerin hikayeleri, yemek ve yaşam

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri