Kaç Kere Yemin Ettim!

26.09.2009 - 11:00 | - Tüm hikayeler
  • Her pazartesi: “Artık yemeyeceğim. Bütün kabahat benim. Ne kadar ağlasan boş, ne kadar yalvarsan boş, seni yemeyeceğim” diye diyete başlar; çarşamba öğlene kalmaz “Kaç kere yemin ettim. Kaç gönüle de girdim. Sensiz olamıyorum bak yine geri geldim” diye yemin bozarım.

Bir dönem televizyonlarda “değiştir” diye bir yarışma programı vardı. Örneğin: içinde “bahar” kelimesi geçen şarkılardan birer bukle söyleniyor ve verilen sürede en çok şarkıyı bulan grup kazanıyordu. “Baharda kuşlar gibi geldin kondun dalıma…”, değiştir, “ikinci baharı yaşıyor ömrüm, gel benim yarim oluver şimdi...” değiştir, “ Ben gamlı hazan sense bahar, dinle de vazgeç…” gibi…

Milletçe şarkı söylemeye, hatta aynı melodinin üzerine farklı şarkı sözleri yazmaya bayılırız. Bu da değişik bir versiyonudur “değiştir” oyununun. “Yar saçların lüle lüle. Melih, sana güle güle” gibi. Dün Ankara sokaklarında, seçim nedeniyle “Karayalçın, Karayalçın. Dedikleri daha ne olabilir ki..” şarkıları çalınıyordu mesela…

Ev temizlerken, bulaşık yıkarken, bebek uyuturken, askere oğul, koca evine kız uğurlarken  türkü çığıran annelerin, yanık sesli inşaat işçilerinin ve çiftçilerin seslerine aşina yurdum insanı; hele de sürekli radyo dinlenen bir evde büyümüşse, her duruma uygun bir şarkı bulabilir.

İşte ben de ruh durumuma uygun bir şarkı bulup mırıldanmakta hiç zorlanmam. Her pazartesi: “Artık yemeyeceğim/ bütün kabahat benim/ ne kadar ağlasan boş, ne kadar yalvarsan boş, seni yemeyeceğim”  diye diyete başlar; çarşamba öğlene kalmaz “Kaç kere yemin ettim/ kaç gönüle de girdim/ sensiz olamıyorum bak yine geri geldim” diye yemin bozarım. Perşembe günü kahvaltıya: “günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim” diye oturur, omletin üzerine “karabiberim, nasıl edeyim?/ yıllardan beri ah, seni severim” diye ekerim biberi. Cuma, “tabağa koyarlar kaymağı balı (aman)/ aç odanı döşe ibrişim halı” diye başlar, o gazla “kızılcıklar oldu mu, selelere doldu mu hey?” diye Edirne Yöresinden devam ederim. Pazar  kahvaltıları ya da ikindi çayları için şarkım hazırdır: “Çatlasam da seninim, patlasam da seninim tiryakinim, tiryakinim”. “Fincana kahve koydum gel/ bugün şeytana uydum gel/ay doğdu dağın üstünden aman aman/dallarda beyaz çiçekler” finalidir haftanın ve kilo verme umutları başka bir pazartesine ertelenir…

Yemek yemek ne kadar güzel bir şey değil mi? Güzelliğinin ötesinde yaşamsal bir ihtiyaç. Varlığında hayatımızı güzelleştiren sofralar, yokluğunda büyük yaralar açar. “Açlık hiçbir şeye benzemez, önlem almalıyız!” diyordu geçen toprak dede Hayrettin Karaca. Ne kadar haklı. Ne şarkı, ne türkü. Ne iş, ne güç. İnsan susar, açlık başa gelince…

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
4924 kez okunmuştur. Yorumlar (1) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 1 yorum yapılmıştır
  • 24.03.2009 - 2:00
  • Nihan Özdemir
  • Öyle de...
  • Evet açlık başa gelince insan susar da, ben daha çok pazartesi başlayıp Çarşamba sonlandırılan diyet türkülerine ve şarkılarına takıldım, kendimi buldum galiba :)))

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
açlık, yemek, diyet, zayıflama, nasıl zayıflayamıyorum, kilo verememe nedenleri

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri