Deniz kenarında kurulan sofranın baş aktörü karpuzdur

10.06.2010 - 15:46 | - Tüm hikayeler
  • Denize giderken pikniğe gider gibi hazırlanırdık memlekette. Komşumuzun pikapının (bir kamyonet markası) arkasına doluşurduk cümbür cemaat.

Karadeniz’in denizi derin, tuzu az. Yüzerken yorar insanı da yorulduğunu denizden çıkmaya kalkınca anlarsın.


KARPUZ, PEYNİR, EKMEK

Otobüsün muavini “Ankara–Arhavi arasındaki 980 kilometrelik yolculuğumuza hoş geldiniz!” diye anons yapıyor ve yolculuk başlıyor. Yol uzun ama biz de çocuğuz…Yol uzunmuş, iki koltuğa üç kardeş sığışıyormuşuz umurumuzda değil. Bir heyecan, bir neşe…Yolluğumuz da bol. Eskiden nerde öyle her molada dışarıdan bir şey alıp yemek? Annem suyumuza kadar koyardı yolluk çantamıza. Sanki karnavala gider gibiyiz, yolculuk başlar başlamaz ne çenemiz duruyor, ne karnımız doyuyor…

Ama, cümbüş Samsun’a varınca başlıyor asıl. Denizi göreceğiz çünkü…Filmlerden biliyorum, denizciler uzun deniz yolculuklardan sonra “kara göründüüü!” diye bağırırlar ya hani. Biz de otobüsün camına dayıyoruz burnumuzu, denizi göreceğiz! Gecenin köründe hiç olmazsa beyaz köpüğünden seçeceğiz onu… Sanki daha önce hiç deniz görmemiş gibi bir sevinç, her defasında yeniden yaşıyoruz. Bu yaşıma geldim, hala da kaybetmediğim bir heyecan …

İşte bu uzun memleket yolculuğuna, ucunda deniz var diye “gık” demeden katlanır, Karadeniz’in o yağmurlu havası açsın, açsın da bol bol denize gidelim , diye dua ederdim. Sevilen bir şeye ha deyince ulaşamamak, ona olan düşkünlüğü artırıyor herhalde. Şükür! yurdumun bütün denizlerinde yüzdüm. Ama Karadeniz’de yüzmek hem biraz cesaret hem de maharet istediğinden, orada yüzmek kendimi fasulye gibi nimetten saymama neden olurdu!

Fakat, memlekette denize gitmeyi sevmemin başka nedenleri de vardı. Adminimiz, benden karpuz-peynir hikayesi yazmamı istediğinde direk aklıma geldi…Denize giderken pikniğe gider gibi hazırlanırdık memlekette. Komşumuzun pikapının (bir kamyonet markası) arkasına doluşurduk cümbür cemaat. Ananem kocaman karpuzlardan alırdı. Hani o bıçağı değdirdin mi kütür diye ikiye ayrılan karpuzlardan…Sahi o karpuzlardan mı yok artık, yoksa benim ağzımın tadı mı? Peynir desen, ananemin peynirleri meşhurdu zaten. Bir inekten bütün sülaleye yetecek peyniri nasıl yapardı aklım hala almaz… Fırından büyük somun ekmekleri alınırdı ki değmeye kalksan elin yanar. Üzüm, salatalık, domates, mısır hepsi bahçeden toplanırdı. Çarşıdan bir tek o alındığından mıdır nedir deniz kenarında kurulan sofranın baş aktörü “karpuz” olurdu.

Karadeniz’in denizi derin, tuzu az. Yüzerken yorar insanı da yorulduğunu denizden çıkmaya kalkınca anlarsın. Bu denizden çıkmak, onda yüzmekten daha zordur. Dalgalara tam kırıldıkları noktada takılırsan eğer, alıp alıp çarpar seni. Dermanının tükendiğini sürünerek karaya vurunca hatırlarsın!

O zaman önce annen havluyla koşar, sarar seni. Sonra birisi yarımay gibi, kocaman bir dilim karpuzu eline tutuşturur. Yerken üstüne başına suyu süzülür karpuzun. Yanında ekmeğin arasına peyniri koyup… Doydum dersin, yaşamaya doydum bugün de…
 

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
5229 kez okunmuştur. Yorumlar (1) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 1 yorum yapılmıştır
  • 10.06.2010 - 16:27
  • Sait
  • Karpuz sevinci
  • Siz çok zengin olmalısınız. Özendim şimdi. Bir karpuz sevinci bile yok anılarımızda.Fakir hissettim kendimi. Elinize sağlık.

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
karpuz, peynir, ekmek, yaz sofrası, yaz hikayesi

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri