Çaycı Mustafa ve Şaban

10.02.2009 - 8:00 | - Tüm hikayeler
  • Yıl 1997 aylardan Ekim’di. O gün yeni iş yerimde işe başlayacaktım. İşyerim liseyi ve üniversiteyi okuduğum semtte, Ankara’nın merkezinde, işlek bir cadde üzerindeydi ve bu çok iyiydi, hiç olmazsa öğle tatillerinde gezip, dolaşabilecektim

 

Yıl 1997 aylardan Ekim’di. O gün yeni iş yerimde işe başlayacaktım. İşyerim liseyi ve üniversiteyi okuduğum semtte, Ankara’nın merkezinde, işlek bir cadde üzerindeydi ve bu çok iyiydi, hiç olmazsa öğle tatillerinde gezip, dolaşabilecektim. Memuriyete bir türlü alışamadan birkaç senelik memur olmuştum ve umarım bu yeni iş yerimde daha mutlu olacaktım!

Dışarıdan eski olduğu pek belli olmayan binaya girip asansör bozuk (genellikle) olduğundan sekiz katı yürüyerek çıktım. Kapısında Müdür yazan odaya girdim, kendimi tanıttım. Biraz sohbetten sonra Müdür Bey beni çalışacağım odaya götürdü. Şimdilik benim için masa ve sandalye yoktu ama en kısa zamanda istek yapıp getirtilecekti. Dikdörtgen şeklinde uzun bir odaydı ve burada üç kişi çalışacaktık. Misafir sandalyesine buyur edildim. Karşısına oturduğum arkadaş gün boyu mütemadiyen konuşarak beni bir hayli ürkütmüştü. Misafir sandalyesinde eğreti gelin gibi sahiplenememiş, şaşkın, mutsuz ve ürkek bir şekilde otururken içeri elinde askı ve demlikle o girdi! Suratıma şöyle bir baktı ve bu ne hal der gibi “Hiiiiiiii “ diye güldü. O gün o işyerinde başıma gelen en iyi şey oydu ve dayanamayıp ben de püskürdüm…

Çaycı Mustafa’yı daha görür görmez sevmiştim. Komikti, güler yüzlüydü ve tanıdığım en hazır cevap adamlardan biriydi.  Üçüncü günün sonunda hala masam yoktu, canım sıkkındı. İnsan morali bozuk olunca ağlamak için bahane arar ya hani “tavan da şıp şıp damlatıyor zaten” diye su koyuvermiştim. O sırada Mustafa odaya girmesin mi? Girer girmez makaraları koy vermesin mi? Bir yandan ağlıyorum bir yandan gülüyorum. Dakikalarca karşılıklı katılmıştık...

O çay servisi için her odaya girişinde takılıp beni bir şekilde güldürüyor ve ben yavaş yavaş açılıp kendime geliyordum. Zaman içinde yeni işyerime alışıp, bizim kalem beyefendisinin de odaya gelişiyle sevdim bile. O binada çalıştığımız iki yıl boyunca Mustafa bizim odanın kapısından hep o klasik “hiiiiiii” diye gülüşüyle girdi ve her serviste çay içirtmeyi başardı bize.

Taşınıp başka bir binaya geçtiğimizde Mustafa ile yollarımız ayrıldı,  yıllar sonra yollarımız tekrar çakıştığında o başka bir katın çay ocağına bakıyordu. Yıllarca, illaki Mustafa’nın çalıştığı kattaki arkadaşımın yanında içtim sabah kahvelerini ve illaki Mustafa’nın çay ocağının önünden geçtim. O da bana her geçişimde “Aman Allahımmm! Hiiiiii!” dedi illaki…

Bir de arkadaşı Şaban vardı Mustafa’nın. Mustafa olmadı mı çay ocağına o bakardı ve servise geldiğinde eskiden tanıdığı bizim kalem beyefendisiyle tatlı tatlı sohbete girişirler, onları kıskanır sohbetlerine dahil olmak isterdim. Şaban durur şöyle bir yüzüme bakar, demliği ve tepsiyi alır odadan çıkardı. “Beni hiç sevmiyor hiç” derdim arkasından. O da cık cık cık diye kafasını sallayarak giderdi. Biliyordum severdi beni çünkü kalp kalbe karşıydı…

Onlardan ayrılırken öyle üzülmüştüm ki bir daha böyle üzülmemek için katlara çaymatik konulsa sevinecektim. Sanıyordum ki herkesi öyle seveceğim. Halbuki 16 senede Levent dışında Mustafa ve Şaban gibi çaycı görmedim ben…

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
3638 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri