Brokoli çorbası

25.10.2009 - 9:20 | - Meltem Eser Tüm hikayeler
  • Nicedir evde başımın etini yiyorlardı. Herkes brokoli yiyormuş da biz neden yemiyormuşuz...
  • Ben de o gün güzel bir brokoli çorbası yapıp, son moda sebzeleri iştahla soframızda görmek isteyen ev halkına bir sürpriz yapmak istedim.

“Şuradan bana bir kilo brokoli tartar mısın?”
“Ne yapacaksınız?”
“Ben yemek yapmayı düşünüyorum başka ne yapabiliyoruz?”
 “Çorba yaparsın abla”
“Bildiğimiz çorba mı?”
“Abla, bunu unlu munlu bir şeyle yapıyorlar tarhana gibi çok güzel oluyor”
“O zaman sen bana bir kilo çorbalık brokoli tart”
 “Çek ablaya bir kilo brokoli Rasim”
“Çorbalık olacak Rasim Bey”

Valla keyfim çok olmadığı için çorbayı yemekten saymayan iyi niyetli
pazarcı kardeşimle sohbetimi kısa kesip kendimi eve attım.
 
Nicedir evde başımın etini yiyorlardı. Herkes brokoli yiyormuş da biz neden yemiyormuşuz. Kendilerine defalarca brokolinin kokusunun, kerevizden de karnabahardan da kötü olduğunu anlatmaya çalışsam da, durum evde bir Kel Murat sendromuna kadar vardı.
 
Ben de o gün güzel bir brokoli çorbası yapıp, son moda sebzeleri iştahla soframızda görmek isteyen ev halkına bir sürpriz yapmak istedim.
 
Bir sürü tarif var. Kremalısı, unlusu, sirkelisi… En sevmediğim şey tariften bir şey yapmaktır. 
Mutlaka tarifin içinden bir şey eksik kalır, ya telaşla bakkala telefon açarım ya da yana yakıla kapı kapı malzeme dilenirim.
 
Bu nedenle en iyi tarif kendi tarifindir felsefesinin ben de yarattığı kendime güvenmişliğimle brokolileri bir güzel dal dal ayırdım. Derin bir kabın içine attım ve içine su doldurdum. Onlar tencerede pişmeden önce duş alırken, ben soğanları bir güzel doğradım. Minik küpler halinde. Tencereye zeytinyağını koydum, altını yaktım, soğanları içine attım. Yağın içindeki soğanlar hafif pembeleşince içine su koydum. Su kaynadı. İyice aklanıp paklanmış brokolileri tek tek tencerenin içindeki kaynamış suya attım.
 
Buraya kadar her şey bildiğimiz çorba ön hazırlığı iken ipin ucu tam bu noktada koptu. Ben kendimi tutamayarak, geleneksel baharatlarımı, otlarımı çorbanın içine dahil etmeye başladım.
 
“Hımmm, biraz karabiber, 4-5 tane sarımsak, bir tutam fesleğen, az biraz keten tohumu, bolca nane, kıyılmış taze nane, maydanoz, iki kesme şeker, dereotu, bir tutam zencefil…
 
Vallahi ilk gelen kokular, brokolinin kokusunun başarı ile alaşağı edildiğini göstermekteydi. Karışım tam olarak bittiğinde, el blenderi ile çorba için mükemmel bir kıvama kadar hepsini ezdim.
 
İş buraya kadar normal görünüyordu. Ama bir çorba olmamıştı henüz. Bunun için bir kaseronun içinde azıcık yağ ile iki bardak unu iyice kavurdum. Kavrulmuş unu tencerenin içine boca ettim. Un topak topak olmaya başlayınca panikledim ve tekrar blenderi gezdirdim.
 
Bir taşımlık kaynattıktan sonra kepçeyi daldırdım çorbaya ve yavaşça tencereye doğru döktüm, kıvamı yoğun ve güzeldi. Ama görsel olarak biraz eksikleri vardı. İçine attığım tüm yeşillikler erimiş gitmişti. Yeni baştan ince kıyılmış dere otu ve nane ilave ettim. Bir tutam tuz, ağzını kapadım ve ocağın üzerinde bıraktım.
 
Aslında çorbam çok güzel olmuştu, tuhaf bir yeşil içinde minik granürler halinde serpiştirilmiş, siyahlı kahveli tanecikler, arada da minik minik kalmış topaklar.
 
Akşam ev ahalisi gelmeden sofrayı düzenledim, çorbanın altını yaktım ve beklemeye başladım. Hepsi geldiğinde hemen sofraya oturdular. Onlara inanılmaz bir süprizim olduğunu söyledim.
 
Tencereyi eldivenle tutup sofraya getirdim. Ağzını açtım, aman Allah’ım dedim içimden ama bozuntuya vermeden birer kepçe tabaklara koydum.
 
   “Bu ne?”
“Brokoli çorbası”
   “Bu çorba mı?”
“Evet biraz fazla kaynamış, aslında piştiğinde daha sulu idi, olsun ama bu da idare eder, beğeneceksiniz”
         “Bu muhallebi gibi olmuş, bataklık muhallebisi”
“Aaa terbiyesizlik etmeyin, tam 2 saat uğraştım bunun için”
   “Yok ya bu neye benzemiş biliyor musunuz? Şrek’ in yemeği”
“Biraz karıştırın çorbayı çok sıcak, soğusun azıcık”
          “Ya hala çorba diyorsun, bu balçık balçık”
“HRRRRR!!!..... Sus ve soğut”
    “Ay ben yiyemem bunu, bu ishal olmuş çocuk kakasına benzemiş, içim kalktı, öykkkkk…”
“Yeter yenecek bu, o kadar!!!”
 
 
İlk kaşıklarını tabağa daldırdıklarında gözlerim fal taşı gibi açık beklemeye başladım. Yüzüm gülümser bir şekilde.
 
   “Bu ne yaaa sen buna ne koydun?”
 
O telaşla bir kaşık da ben daldırdım. Olamaz ne acı, ne tatlı, ne de ekşi, ne sebze tadında ne de bataklık. İki araya bile sıkışamamış bir şey olmuş. İşin kötüsü azıcık karabiber büyümüş büyüş de bir bardak karabiber gibi olmuş.
 
     “Aaa lütfen brokoli çorbamızla dalga geçmeyelim, hahhh!!!”
 
Bu sözle iyice sinirlenmiştim. Ben en zengin brokoli çorbası yapmak isterken, ölçülerimi tutturamamışım. Birkaç kaşık un yerine bardaklar dolusu un koyunca, çorba oldu mu balçık. Bunda suç ben de mi ki…. Herkes taze ot deyip duruyor, eee ben de ilave ettim. Tek derdim katlanamadığım brokoli kokusunu bastırmaktı. Bu arada gecenin bombası sofraya düştü.
 
    “Ya Meltemciğim bu brokoli çorbası olmamış olmamasına ama tam anlamıyla çok güzel bir BOKOLİY çorbası olmuş.”
 
O anda bir duraksadım, ardından gülme krizine girdim.
 
“ Sevgili ev ahalisi, her gün sabah akşam bir tas; ben bunu YAPİRİM YAPİRİM BOKOLİY çorbasını içmenizi önemle rica ederim, sağlığınız için…”  
  

Meltem Eser tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
5428 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
brokoli çorbası, çorba öyküleri, yemek öyküleri, brokoli, çorba

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri