Bir üzüm toplama hikayesi: Şen Memet

05.10.2009 - 14:00 | - Tüm hikayeler
  • Ben görmedim de anlatanlardan duyduydum. Gençlik yıllarında bir gün karısı, üzüm toplamak için merdiveni asmaya dayayıp üzerine çıkmış. Şen Memet gelmiş ve merdiveni kucakladığı gibi sokağa fırlamış.

Asmalı Kahve’nin bir kapısı sokağa, diğeri ise şadırvanlı bahçeye açılırdı. Asırlık bir çınar ağacı ile bahçenin dört köşesinden çıkıp kamelyanın üzerinde buluşan asma dalları. Yıllar önce asma dallarını taşıması için birkaç kalas üzerine öylesine çakılan çıtalara,  kamelya veya çardak denilemez aslında. Zaten asma yaprakları ve aşağı sarkan  üzümlerden çıtalar pek görünmez. Henüz koruk halindeki üzümleri koparmak için çıktığım masanın üzerinde düşünürdüm: çıtalar mı asma dallarını, asma dalları mı çıtaları taşıyor? Yağmur yağmadığı halde, sabahları bu minik su damlaları nereden gelip bu üzüm tanelerine yapışıyor?
 
-Çiy bunlar, koçum
-Çiğ?
-Hee çiy. Hadi, in ordan da; şu gazozları, şadırvana koy…
 
Kahveyi çalıştıran Mıstabey de, herkes gibi yöresel şiveyle konuşuyor. Pişmemiş sebze de çiy, üzümdeki su damlacığı da çiy. E bende “çiğ” olarak düzeltiyorum, çocuk aklımla.

Henüz meşrubat çeşitleri ve markaları şimdiki gibi çok değil. Kimse de bilmiyor ne okunuşunu, ne yazılışını coca-colanın.  Kahvede üç çeşit gazoz var: Beyaz, sarı ve siyah gazoz. Şadırvan, büyük ihtimalle ulu çınarla aynı yaşta olmalı. Açmış gül goncası gibi bir görüntüsü var. Su, en içteki sivrilen halkadan, yaz-kış aynı debide nazlı fazlı fışkırıyor; Mıstabey’in deyişiyle, “bıngıldıyor.” Daha sonra, hemen bir karış altında irice tencereye benzeyen mermer kaideye dökülüyor. Bu  minik havuzun etrafındaki boşluklardan da, iki metreye yakın çapı ve bir metreyi bulan derinliği olan  ana havuzda birikiyor. Ana havuzun çevresinde ise suyun sürekli dışarı aktığı sekiz pirinç boru.

Gazozları, bir bir salıyorum buz gibi şadırvanın içine. Hani koymak kolay da, en dipte kalanları oradan almak da epey zorlanıyorum. Bir keresinde az daha içine düşüyordum. Zaten kolum içinde birkaç saniye kalınca buz kesiyor. Bu yüzden, dipteki şişelerin lerin üzerine sürekli takviye yapıyorum. En diptekileri arada bir Mıstabey gelip alıyor:
 
-Len, yosunlancek bunlar…
 
En köşedeki masaya, camiden çıkan yaşlılar oturuyor. Arada bir cami  imamı da onlara katılıp, sohbet ediyorlar. İçlerinden birisi, sanki bizim şadırvandan bile yaşlı  görünüyor gözüme. Adı Mehmet ama yediden yetmişe herkes ona “Şen Memet” diyor. Bembeyaz sakalı ve bir kaplumbağa hızında yürürken adeta yaslandığı bastonu. Bu haliyle “şen” diye anılmak, nasıl bir ironi yaratıyor zihnimde. Ama bu yaşlı adamın, yaşına inat pırıldayan gözleri ve dudaklarında her daim bir muzip gülümseme de dikkatimi çekiyor. Özellikle gözleri. Tıpkı şu buğulu üzüm tanelerinin üzerindeki çiğ taneciği gibi parıldıyor. Kesin, gençliğinde çok şen-şakrak birisi olmalı?
 
-Hem de nasıl? Ben görmedim de anlatanlardan duyduydum. Gençlik yıllarında bir gün karısı, üzüm toplamak için merdiveni asmaya dayayıp üzerine çıkmış. Bir yandan toplayıp, bir yandan yerken; bu Şen Memet gelmiş  ve merdiveni kucakladığı gibi sokağa. Kadın üstte çığırıyormuş, “dur, rezil ettin beni” ama kim dinler? Bütün çarşıyı dolaştırmış öyle. Tabi bazıları, hemen gidip olanları kayınpederine anlatmışlar.

Kayınpederi de o devrin kadısıymış. Dinlemiş ve gülmüş sadece; “Efendiler, bunda bir şerlik değil, şenlik vardır. Bu dünyada şen olmaya da  hiç bir ceza yoktur.” O günden sonra, damadının adı olmuş “Şen Memet”.
 

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
5451 kez okunmuştur. Yorumlar (2) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 2 yorum yapılmıştır
  • 10.05.2009 - 11:39
  • Cano
  • Şen can
  • Yaslı geldim, şen gittim...
    Eline sağlık üstad.
    Hikayelerinin Orhan Kemal' in hikayeleri gibi, keyifle okuyorum.
    İyi ki yazıyorsun. Yazmasan yosunlancekti buncağız hikayeler, yazık olcekti...

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
  • 10.05.2009 - 13:51
  • Nihan Özdemir
  • Yaşanmışlık
  • Yaşanmışlık denilenin aslında öykülerde ne denli önemli bir yer tuttuğunu gördüm bu yazı ile. Özellikle de ince ayrıntılara verilen önem, çevreye ve insanlara karşı duyarlı oluş ve de iyi bir gözlem yeteneği ile birleşince işte böyle hikayeler çıkıveriyor. Okurken anlatılan her yer ve her olay gözümde canlandı. Kalemin gücü de buradan gelmiyor mu zaten, okurken yaşatmak ve orada hissettirmek.

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
üzüm, şen memet, üzüm hikayesi, sıcak öyküler

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri