Belen Kahvesi hikayesi

02.05.2010 - 16:57 | - Yemek Hikayeleri Admin Tüm hikayeler
  • Muğla-Yatağan arasındaki karayolunda ilerlerken, yol kenarına yerleştirilmiş yeni bir levhayla karşılaşıyorsunuz: "Belen Kahvesi". Bu kahve, kendini tanıtmak ve hikâyesini anlatmak için sizi davet ediyor.

Bu kahve, kendini tanıtmak ve hikâyesini anlatmak için sizi davet ediyor.

 

BELEN KAHVESİ HİKAYESİ

Muğla-Yatağan arasındaki karayolunda ilerlerken, yol kenarına yerleştirilmiş yeni bir levhayla karşılaşıyorsunuz: "Belen Kahvesi". Bu kahve, kendini tanıtmak ve hikâyesini anlatmak için sizi davet ediyor. Üşenmeyip bu davete icabet ederseniz, 1 Temmuz 1946'da yaşanmış acı bir olayı deneyimleme fırsatınız olacak. Bu olay şöyle: Muğla'nın Gevenes ve Kozağaç köyleri civarında bir orman yangını çıkar. Yangın ile ilgili tutulan zabıtın Muğla'ya gönderilmesi gerekir. Ormancı Mehmet İn, yangının ertesi günü, bekçiyi Muğla'ya gitmek üzere görevlendirmesini muhtardan talep etmek üzere Belen Kahvesi'ne gelir. O sırada kahvede arkadaşı Mustafa Şahbudak ile dama oynayan muhtar Tevfik Cezayir, bekçinin daha acil bir işi olduğunu söyleyerek bu isteği reddeder. Bunun üzerine Ormancı ile Muhtar arasında tartışma başlar.

Ormancı dama masasını devirerek dağıtır, muhtarın arkadaşı Mustafa Şahbudak ise, bu davranış üzerine Ormancı'ya bir tokat atar. Ormancı kamasını çıkartarak Mustafa Şahbudak'ı kolundan yaralar. O da, bunun üzerine tabancasıyla Ormancı'ya ateş eder. Kurşun sekerek olayı yatıştırmak amacıyla araya giren Muhtar'a isabet eder ve ölümüne sebep olur. Bu olaydan sonra Belen Kahvesi zamanla yıkılma ve yok olma noktasına gelir. Ancak, 6 Nisan 2005'te Muğla Valiliği tarafından kamulaştırılıp restore edilerek tekrar hizmete açılır. Bugün Belen Kahvesi, Gevenes, "yeni adıyla Çaybükü" köyü içinde ovaya hâkim bir tepede sizi karşılıyor. Yöre insanlarından Değirmenci Tahir Usta tarafından üretilmiş bir de türküsü var:

Çıktım Belen Kahvesi'ne baktım ovaya
Bay Mustafa çağırdı, dama oynamaya,
Ormancı da gelir gelmez yıkar masayı
Söz anlamaz Ormancı, çekmiş kafayı

Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

Gevenes'in suları hoştur içmeye
İçinde köprüsü var gelip geçmeye,
Tevfik'imi vurdular hiç mi hiçine
Yazık ettin Ormancı, köyün iki gencine

Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

Gevenes'in ortasında değirmen döner,
Değirmenin suları dağından iner
Ormancıya atılan kurşun Tevfik'e değer
Tevfik'imin acıları yürekler deler

Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

Tahir Usta türküsünde ovayı, köyü ve olayda adı geçenleri sırayla anarken, bir yandan da Belen Kahvesi'nde gelişen bu acı olayı ve ölüme doğru giden süreci, Ormancı'ya sitem ederek bize anlatıyor.

Bu türküye konu olan Belen Kahvesi'ne girişte sizi ilk karşılayan, mekânın dayanılmaz ova manzarasından gözlerinizi ayırabilir ve kahvenin kendisine bakabilirseniz eğer, arka planda sürekli çalmakta olan Ormancı Türküsü eşliğinde, türküde adı geçen kişilerin fotoğrafları, dama masası ve 1946 tarihli mahkeme tutanakları ile karşılaşıyorsunuz. Bir süre sonra, orada bulunan her şey; ocakta fokurdayan çaydanlık, pencere önündeki bir saksı çiçek bile yaşanan acının birer belgesine dönüşüyor. Belen Kahvesi'nde anıt kavramını yeniden düşünmeye itiliyorsunuz. Belen Kahvesi adeta, yukarıdan empoze edilmeyen, ancak olanakları sonuna kadar kullanarak, varolan dokuları yırtarcasına ortaya çıkan bir karşı-anıt gibi görünüyor. Yukarıdan bakmayan, emirler yağdırmayan, size tarihi yaşatan bir karşı-anıt... Türkü, mekânıyla buluşunca, bu birliktelik sizi içine alıyor. Türküyle mekân el ele verip ikram ettiği çaya ve güzel manzaraya rağmen sizi rahat bırakmıyor ve allak bullak ediyor.

Koro halinde söyleyelim

Ölümün ve yasın ardından yazılan türküsünü söyleye söyleye, 60 yıl sonra tekrar çıkıyor karşımıza Belen Kahvesi. Birinci yaşantısından daha diri, öyle ki, koro halinde söyleyelim bu türküyü diyor. Mekânın her köşesi, o kurşunu taşıyan silahın bizi yalnızlaştırdığını, her yere erken ölüm getirdiğini anlatıyor sanki... Belen Kahvesi dile gelerek, olaydan sonraki terk edilmişliğini, insana olan özlemini anlatıyor. Kendi kaderini değiştiren o kurşunun hayatını nasıl haram ettiğini, kahvenin insanlarını nasıl birbirine düşürdüğünü iliklerinizde hissediyorsunuz. Belen Kahvesi "ölümün acısını, sızlanmadan, yakınmadan, öfkelenmeden, acılarımın deminden bir çay içerek duy bir de" dercesine sizin yolculuğunuzdaki, yaşamınızdaki telaşı azaltıp yüreğinize sızıyor.

Telaşlı yaşamımızda, dinlemeye ve bakmaya vakit ayırınca, Belen Kahvesi ve Ormancı türküsü hakkında anlamsızmış gibi gözüken ayrıntılar, mekânı gezdikten sonra anlam kazanıyor. Mekân, hikâye ve türkü birlikteliğinin oluşturduğu ortam sizi bir müzeyi gezerken yaşanan duyarlılığa getiriyor. Her biri başka zamanlarda ortaya çıkmış, ama sözleşmişler gibi hepsi de kültür ve sanat denen bütünün içinde yer alabilecek bir üretkenliği sergiliyor.

Yolunuz düşerse Belen Kahvesi'ne uğrayıp burada kendiliğinden oluşan müthiş enstalasyonu görmenizi tavsiye ederim. Görsel ve işitsel malzemeyi hiçbir zorlamaya yer vermeden kullanarak kendisini anlatmak için Belen Kahvesi'ni yuva edinen işi görmek isteyenlere şimdiden iyi yolculuklar.
 

Yemek Hikayeleri Admin tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
12383 kez okunmuştur. Yorumlar (1) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 1 yorum yapılmıştır
  • 04.05.2011 - 23:33
  • mehmet sarıoglu
  • belen kahvesı
  • belen kahvesının cayıda baska kahvesıde baska

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
belen kahvesi, belen kahvesi hikayesi, mekan, yemek ve yaşam

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri