Armut Ağacı

29.09.2010 - 9:30 | - Tüm hikayeler
  • Karşılıklı, iki büyük ahşap evin yer aldığı büyük avlunun tam orta yerinde, tüm heybetiyle yükselirdi armut ağacı.

Karşılıklı, iki büyük ahşap evin yer aldığı büyük avlunun tam orta yerinde, tüm heybetiyle yükselirdi armut ağacı. Ama nasıl bir armut, gören çınar sanır… Toprağın altından bile görünen kalın kökleri, kocaman dayanıklı gövdesi ve göğe uzanan dalları yüzünden olsa gerek “Ağa Armudu” derlerdi ona.
 

ARMUT AĞACI

Karşılıklı, iki büyük ahşap evin yer aldığı büyük avlunun tam orta yerinde, tüm heybetiyle yükselirdi armut ağacı. Ama nasıl bir armut, gören çınar sanır… Toprağın altından bile görünen kalın kökleri, kocaman dayanıklı gövdesi ve göğe uzanan dalları yüzünden olsa gerek “Ağa Armudu” derlerdi ona.

Küçüktüm, daha Nazım’ın “Yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?” dizesini bilmiyordum. Ben o armudu seviyordum, o da beni seviyordu, biliyordum!! Yoksa ahşap evin üst katında öğlen uykusuna yattığımda neden bana hışır hışır masal anlatsın? Neden odanın duvarına vuran gölgesi dans etsindi ki?

Olgunlaşmış meyveleri pat pat düşerdi avluya. Armutun düşüş sesinden ve süresinden ne kadar yüksekten düşmüş olabileceğini tahmin ederdim. En tepelerden düşenleri hışır hışır hışır hışır dallara, yapraklara takılır paaat diye yere düşerdi. Sessiz, yüksek, yeşil bir yamaçta, deniz rüzgarının çarpıp geri döndüğü o avluda, armut ağacının sesini dinlerken bir masal diyarındaymışım gibi içim açılırdı.

Öğlenden sonraları babaannem, ahşap evin avluya bakan kapısının önüne küçük iskemleyi koyar, buruşuk elleri kucağında, hemen hiç kıpırdamadan dakikalarca otururdu. Armut ağacının sesini dinlemek için böyle kıpırtısız oturduğunu düşünürdüm. Armut ağacının ve rüzgarın ıslık sesi bütün sesleri bastırırdı çünkü. O büyülü sesin tesirine kapılmamak imkansızdı, iç sesi bile susar sanki koca evrenle bir olmuş gibi hissederdi insan. Ben ise, ağa armudunun dalına kurduğum salıncakta sallanıyor olurdum o sıra. Salıncak yamaç aşağı hızlandıkça sanki karşıdaki tepelere, vadide akan gür dereye, derenin denize kavuştuğu yere doğru uçarmış gibi yaşamı içime çekerdim…

Babaannem arada bir, dalından düşmüş bir armut için sessizliğini böler: “Ehe düştü! Bi al da gel bakalım” derdi. Koştururdum… Babaannem armutu alır inceler, tülbentiyle siler, yavaş hareketlerle cebinden çakısını çıkartır dört parçaya bölerdi. İlk parçayı bana verirdi. Nasıl sulu, nasıl kokulu, olgunluktan iç kısımları sütlü çikolata rengi almış, tatlı ama tadı insanın içini yakmayan armuttu! Onu yerken babaannemim takma dişlerinin çıkardığı tıkırtı nasıl hoşuma giderdi…Bir tanesi keser mi? Koş git, çabuk ara bul, başka armut düşmüş mü? Bazen abartır, babaannemim bu armut sayesinde neredeyse yüz yaşına kadar yaşadığına inanacak olurdum!

Sadece varlığı, görüntüsü, gölgesi, sesi, fısıltısı ile değil meyvesiyle de hayat veren bir ağaçtı o… Yere düşüp, çatlayıp patlayan meyvesi bile ziyan olmazdı. Önce arılar, karıncalar, üşüşürdü başına. Sonra inekler… Ev halkını, konu komşuyu meyveye doyurur, iyice olgunlaşanları pekmez için ayrılırdı bir de... O doksanlık babaannem pekmez kaynatılan koca kazanın başında nasıl yirmilik kız gibi iş görürdü! Mucize gibi bir şeydi bu…

Bodur karayemiş, kiraz ağaçlarına tırmanırdım da bu ulu armut ağacına, sadece iri gövdesinin, kocaman bir avuç gibi açılmış kısmına oturabilecek kadar çıkmaya cesaret ederdim. Sarılırdım dallarına, kulağımı dayardım gövdesine. Sanki sesleri gelirdi karıncaların, bilimum başka canlının, kuşların, böceklerin… Kalın, yüksek dallara tırmanma işi memlekette büyümüş, babaannemin deyimiyle yerli çocukların işiydi, biz acemiydik! Benden iki-üç yaş büyük Uğur diye bir çocuk vardı hatırlarım. Çocuk bir nevi Tarzan ile Çita’nın karışımı bir şey, büyük bir çeviklikle, “aaa a-ğa ağaaaa” diye nara atarak daldan dala konardı resmen. Teşbihte hata olmaz, bir keresinde dallara takıla takıla büyük bir armut düşüyor sanmıştık da pat diye Uğur düşmüştü yere. O kadar hafif, o kadar çevik bir çocuktu ki Uğur, Allahtan burnu bile kanamamıştı…

Aradan onca yıl geçti, ben otuzlu yıllarımı neredeyse geride bırakırken dedemin babam doğduğunda diktiği bu koca armut hala o avluda dikelir. Geçenlerde komşular sağ olsun meyvelerini toplamışlar. Telefon ettiler, otobüse bir koli armut verdik yarın sabah alın! Babamın iki bacağı da kırık, burada Ankara’da yatıyor. Memleketten armut gelecek ya nasıl sevindi. Geceyi zor etti, sabah saat 06:00’da Ankara’da olacak otobüsü kaçırmayayım diye saat 05:00’de uyandırdı beni. Terminale gittim, bir koli armutu aldım geldim. Tekerlekli iskemlesinde oturmuş başımda bekleyen babam; “hemen bir tane ver hele “ dedi , “aman sakın kabuğunu soymayasın” diye de tembihledi. O kadar güzel kokuyor ki bu armut, kabuğunu soysam kokusu sanki uçup gidecek, babam haklı… Yıkadım, bir tanesini uzattım babama. Aldı, uzun uzun kokladığı armudu babaannem gibi dörde böldü, ilk dilimi bana verdi. İçimden “sen de annen kadar uzun ve sağlıklı yaşa baba”, diye geçirdim… Çabuk bozulmasın diye kağıtlara sarıp sakladık armutları, koklaya koklaya, yavaş yavaş tükettik ömrümüze ömür katsın diye…

Babam, bacaklarını kırdığında ameliyat olup hastanede yatarken, uykusunda elini uzatıp, sanki dalından bir şey kopartır, sonra da uzun uzun koklardı onu. Ben gül kopartıyor sanırdım uykusunda. Benim gül sandığım şeyin, işte bu armut olduğunu anlattı babam…

Geçen bir arkadaşım: “Yalova'da koca bir armut bahçesi telef olmuş. Ortalıkta bir sürü şehir efsanesi dolaşıyor…Fabrikaların ağaçları kuruttuğunu söylüyorlar. Sen dikil..Büyü..Koca bir armut ol! Sonra da git kuru.İş mi yani..” diye sormuş. Değil iş değil! Tutunmalı armut ağaçları toprağa bir yerinden, ki biz de bir dalından tutunalım hayata…

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
13358 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
armut ağacı, yemek ve yaşam

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri