Anne Kokusu

01.10.2009 - 10:25 | - Tüm hikayeler
  • Acıkmıştım ama yemek istemiyordum hiçbir şey..zaten bahanemde vardı “midemle başım dertte”diye.. çatalımı, kaşığımı yemeklere uzatıp, ağzıma attığımda biliyordum boğazımda düğüm düğüm olacaklarını..

Yorucu bir yolculuktu..Gitsem mi gitmesem mi tereddütleri içerisinde gitmeliyim, mutlaka gitmeliyim de karar kılıp yola koyulmuştum..Aylardan Haziran’dı, yani bendi..Yaz mevsimi gülümsemeye başlamış, güneş en iddialı olduğu sıcaklık oyununu oynuyordu yağmur bulutlarıyla..varılacak yer uzundu..yolun bir bölümü gecede, bir bölümü gündüzde geçti.. ama zaman dilimin önemi yoktu..yolun uzunluğunun da..çünkü varılacak yer en kutsal mekandı..annemin kucağı, babamın saçlarımı okşayan sımsıcak elleri, kardeşlerimin neşe dolu kahkahaları, yeğenimin gülen gözleriydi ineceğim durak..

Çocukluktan kalan anılarla koca yolu tükettiğimizde ve şehrimin topraklarına ayağım değdiğinde anne eli değmiş bir huzur gark olmuştu ruhumda..

Güneş şehrimde de sıcaklık oyununu oynuyordu.. Her yer alev topu gibiydi ama yine de içimde ılık rüzgarlar esiyordu.. Gelişim sürpriz olsun diye habersizdi herkes geleceğimden..O yüzden bir karşılayanım olmadı beni..Sadece çocukluğumun, ilk gençliğimin hatıralarını barındıran şehir ana açmıştı kollarını ve “hoş geldin” diyerek kucaklamıştı beni..
 
Taksiye bindiğimiz an aklımda eve nereden girsem düşüncesi vardı.. Saatime baktım..Bu saatte babam muhtemelen öğleden sonra şekerlemesini yapıyor, annem ya yemek telaşında ya da kahve içiyor, kardeşlerim ise kuzenlerim ile birlikte güle oynaya muhabbet ediyor olmalıydı..

Evin önüne geldiğimizde beni karşılayan her zamanki gibi bahçemiz oldu.. portakal, limon ve turunç ağaçlarım şarkılar söylemeye, güllerim, karanfillerim sevinç çığlıkları atmaya başlamıştı.. ya maydanozlarım, nanelerim, domates ve biberlerim, onlara ne demeliydi?

Hepsi öylesine güzeldi ki çıkan gürültüye tahmin ettiğim gibi balkonda şekerlemesini yapan babam uyandı ve gözlerini ovuşturarak kimin bahçede durduğunu anlamaya çalıştı.. Beni görünce sanırım rüyada olduğunu düşünüp yeniden uyumak için başını yastığa koydu ve hâlâ gözlerimin önünde olan şaşkınlık edasıyla yanıma doğru, biraz daha ihtiyarlamış ve çökmüş haliyle koştu.. Annem, kardeşlerim, kuzenlerim..

Hem şaşkınlık hem de mutlu gözlerle bakıyorlardı.. Kavuşma anlarının hepsi güzeldir ama bu sefer ki öylesine farklıydı ki..sarılıp koklaşmamız bir asır sürmüş gibiydi..
 
Günler sayılıydı ve bu yüzden acımasızca, çabucak geçiyordu.. Olsun..yine de mutluyduk..evimizden kahkaha sesleri hiç eksik olmuyordu..
Hasta olmam sebebi ile yerimden kalkmama bile izin vermiyorlardı ama yine de sıkılmıyordum.. çünkü özlemekten bitap düştüğüm, cennet saydığım yuvamdaydım..

Dönüş vakti yaklaştıkça hepimizde birbirimize belli etmediğimiz burukluk vardı..Kimse bir şey söylemiyordu ama gözler bazen susmayabiliyordu.. işte son gün hepimizin gözleri çığlık atıyordu..annem sanki gitmeyecekmişim gibi, rutin işlerini yapmış akşam yemeği için de hazırlığa başlamıştı.. Biliyordu oysa midemle problemli olduğumu, yola çıkmadan önce bir şey yemeyeceğimi ama yine de çıkmıyordu mutfaktan..
 
Sıcak olması gereken yaz günü güneş oyun bozanlık edip yerini yağmur bulutlarına bırakmıştı..Şimşeklerin ardından kısa süreli bir gök gürültüsü ve peşinden delirmiş bir yağmur yeryüzüne taşınmıştı.. Annem, ‘ çorba yaptığım iyi oldu işte’ dercesine, bir yağmura bir de hazırladığı tavuk suyuna şehriye çorbasına bakıyordu..
Akrep ve yelkovan ölüm fermanın yerine getirecek cellat misali ilerliyor ve yine uzun sürecek bir hasret dönemini başlatmak için duvardaki saatin içinde kovalamaca oynuyordu..
Bir dahaki kavuşma anına kadar hatırası olacak olan son akşam yemeğinin vakti geldi ve büyük bir özenle sofra kuruldu.. Her şey çok güzeldi..Babamın hep istediği ve özlediği gibiydi ortam; tüm çocukları ve torunları ile birlikte aynı sofradaydı..mutlulukların en büyüğünü yaşıyorlardı..
 
Acıkmıştım ama yemek istemiyordum hiçbir şey..zaten bahanemde vardı “midemle başım dertte”diye.. çatalımı, kaşığımı yemeklere uzatıp, ağzıma attığımda biliyordum boğazımda düğüm düğüm olacaklarını..boğulma hissinin yakama yapışacağından şüphem yoktu..o yüzden yiyemedim.. sadece çoğunu kasede bıraktığım çorbadan birkaç kaşık almıştım..
Hareket vakti geldiğinde beni karşılayan bahçemiz ve ailemin tüm fertleri sessizce gözyaşı döküyorlardı.. annemin gözlerinde biriken yaşları ise görmüştüm..Sessiz olmalarını öğütleyemediği için gözyaşlarına kızıyor gibiydi.. arabaya binip uzaklaştığımız an çok kötü ağrılar saplandı bedenime..gece boyu kabuslar görüp uyandım..
 
Bu sefer yolculuk gidiş anındaki gibi heyecan verici değildi.. yol üzerinde tek tük ışıkları yanan evlerdeki yaşamları bile düşünmüyordum..doğanın güzelliklerini, gelinciklerin muhteşem melodisini, mavi gökyüzünü, kuşların sesini hiç ama hiçbirini umursamıyordum..

Aklımda gezinen ve beni oyalayan tek düşünce; yola çıkmadan önce birkaç kaşık yediğim tavuk suyuna şehriye çorbasıydı..çorbayı çok sevdiğimden, lezzeti benzersiz olduğundan değildi aklımı işgal etmesi..Sadece tadı damağımda kalan bu son çorba, annem gibi kokuyordu..
 

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
3959 kez okunmuştur. Yorumlar (1) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 1 yorum yapılmıştır
  • 02.07.2008 - 15:55
  • Muhittin Şeker
  • ANNE VE ÇORBA
  • Birisi hayatımızdaki insanların ilki,
    öbürü yemeklerin.
    Ne kadar yakın ve özdeş birbiriyle...

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
anne kokusu, sıcak yemekler, anılarda lezzetler, yemek hikayeleri, anne

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri