Bir mecidiyeye bozuk oruç satmak

10.09.2009 - 17:51 | - Yemek Hikayeleri Admin Tüm hikayeler
  • Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın kaleminden çocukluk dönemine ait ramazan hikayesi..
  • Üç gün sonra hacı nineme on kuruşa bir oruç daha sattım. Bozuk oruç satmak ne tatlı bir günah işlemekti.

İlk orucumu 9 yaşımda tuttum. Eğer bir gün tutmaya dayanabilirsem, hacı ninem, bu orucu benden bir mecidiyeye satın alacaktı. Bu büyük kazancın tamahıyla (bir şeye göz dikme) tutmaya karar verdim. Bir akşam, hacı ninemle mukaveleyi sağlayarak, sahur yemeye muvaffak oldum.

Sabah kalktım, bahçede gezindim. Yavaş yavaş sahurun tokluğu geçerek, içim ezilmeye başladı. Öğleye doğru sabrım tükendi. Aç kedi gibi önünde dolaştığım dolaptan ne güzel kokular geliyordu. Dolabı açtım, iftardan kalma reçeller, sucuklar, köfteler, hoşaflar vardı. Hepsinin kokusu misk gibi burnuma doldu. Allah’a verdiğim sözü düşündüm. Nal gibi mecidiyeyi gözlerimin önüne getirdim.

Hayır, midemin ıstırabı her şeye galip geliyordu. Üç, dört köfte ile bir pide parçası aşırarak, bahçenin kuytu köşesinde yemeye karar verdim. Sahana elimi uzattım. Arkamdan, “Hu küçük bey, ne yapıyorsun orada ayol. Bugün sen oruçlu değil misin?” sesi geldi. “Dadıcım, ayaklarını öpeyim, kimseye söyleme.

Akşam hacı ninemden bir mecidiye alacağım”, o da “Yarısını bana verirsen söylemem” dedi. Mecidiyeyi bütün bütün kaybetmektense yarısını kazanmak her hâlde karlıydı. Parayı bölüşeceğimi vadettim...

Üç gün sonra hacı nineme on kuruşa bir oruç daha sattım. Bozuk oruç satmak ne tatlı bir günah işlemekti. Ah bu hayatın ifsadı (fesada uğramak) insanı ne küçük yaşta kavrıyor!

Kaynak: Vatan Gazetesi

Yemek Hikayeleri Admin tarafından girilen tüm hikayeler Edebiyatçıların kaleminden kategorisindeki tüm hikayeler
4329 kez okunmuştur. Yorumlar (2) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 2 yorum yapılmıştır
  • 11.09.2009 - 16:37
  • Bünyamin Akkaya
  • Oruç
  • Tam "...göz ucuna karıncalar toplanan" Memik Oğlanın yaşındayım.
    Güneşin altında uzanan kırmızı topraklarda bir tuğla ocağı.
    Kırmızı balçıktan kalıba dökülen tuğlalar önce güneş altında kuruyor, sonra da aralarına kömür tozu serpiştirlerk üst üste diziliyor.
    Yüzüm, gözüm, burnum, ağzım yakıcı tozla kaplı.
    Özellikle dudaklarımın kenarları çok acıyor.
    Arada gidip içi su dolu varilden elimi yüzümü yıkıyorum. Ağzımı çalkalıyorum. Suyu ağzıma alıyorum ama içmiyorum. İçmemem lazım, yoksa orucum bozulur. 61 gün cezası var bu dünya da.
    Bir de öbür tarafta cehennem cezası. Tam Memik Oğlan yaşlarındayım...

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
  • 11.09.2009 - 18:28
  • Cano
  • İĞDE
  • 7-8 yaşlarında olmalıyım. Ortanca ablam da 10 yaşında var yok. O sene ramazan "iğde" mevsimine denk gelmiş. Günler uzun, hava pek sıcak ve okullar tatildi. İkinci kat komşumuz Bekir amca dalları evlerinin balkonuna kadar uzanan iğde ağacından yemişleri toplayıp aşağıda bekleşen biz çocuklara atıyor.Biz oruç tutmayan küçükler iğdeleri kapışıyoruz. Ablamın da canı çekmiş zahir atılıp birkaç iğde kapıyor. Tam birini ağzına atıyor ki ben acar kardeş atılıyorum:
    -aa! orucun bozuldu...
    Ablam fena halde sinirlenip suratıma bir tokat aşkediyor:
    -salak, ne güzel unutmuştum ne hatırlatıyosun!
    Unutarak yenilen şeyin orucu bozmadığını bilakis özellikle çocuklar için cennetten bir lokma olduğunu hatırlatıyor ablam. Bu açıklamadan sonra, tokat attığı için hiç kızmamıştım ona. Zira haketmişim...

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
hüseyin rahmi gürpınar, eski ramazanlar

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri