Mercimeksiz çorba

25.09.2009 - 13:05 | - Tüm hikayeler
  • Bir kase daha aldım. Yine mercimek tanesi yok. İçtiğim resmen sıcak su. Ne tadı var ne de tuzu. Herhalde yüzümdeki hali görmüş olacak ki karşımda çorbasını kaşıklayan komi arkadaşım bana gülümseyerek:
    “Boşuna uğraşma bu mercimeksiz çorba” dedi.

Yeni bir yaz tatili başlıyordu. Bir öğrenci olarak itiraf etmek gerekir ki yaz tatillerinden  pekte haz ettiğim söylenemezdi. Bunun nedeni okulu sevdiğimden değil, yazın çalışmak zorunda olmamdı. Zaten öyle olduğu içindir ki yaz tatilinin (!) bir an önce bitmesini ve okulların açılmasını dört gözle beklerdim.

.......

Yaz tatiline girdiğimizin ilk haftası babam sevinçle beni  yataktan kaldırmaya çalışıyordu. 

“Sana güzel bir sürprizim var. Bu sene sahilde bir pansiyonda çalışacaksın.” dedi.
 
Doğrusu sevinmedim değil. Daha önceki yıllar hep İstanbul’daki lokantalarda çalıştım. Komilik yaptım. Komi; yani garsonun yardımcısı. Lokantalarda bütün yükü taşıyan hamal. Tabi siz nerden bileceksiniz. Lokantaya gittiğinizde sadece önünüze konan tabağı görürsünüz. Garson masanıza mağrur bir şekilde gelir. İhtişamlı ve olabildiğince ciddi bir şekilde yemek tabağını önünüze koyarken yaptığı işin ne denli önemli olduğunu size hissettirir. Sizde garsonun şaşalı merasimine kendinizi kaptırır o havaya uygun şekilde çatalınıza, bıçağınıza bakarsınız. Tabağınıza simetrik duruyor mu diye.
 
Peki komi ne yapar bu arada? O mutfaktan iki büklüm yemek tepsisini getirmiştir. Ama yüzünde bu ağırlığın zerresini dahi görmemeniz gerekiyor.  Garson en saygılı ve kibar haliyle tabağınızı önünüze koyarken siz her halde ne kadar da değerli birisi olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz. Bu arada kominin tutuğu tepsiden, tabakların birer birer alınmasından kaynaklı yaşadığı hafifleme duygusu ise herhalde tarifsizdir.
 
 
Tabi tepsiden her tabak kaldırılışında kominin tepsiyi tutma pozisyonunu değiştirmesi gerekiyor. Eğer çalıştığınız garson size takmış ise mahsustan tabağı tepsiden hızla kaldırır ve sizin ağırlık merkezini ayarlamanıza fırsat bırakmadan tepsiyi düşürmenize dahi neden olabilir. Onun için komi her daim dikkatli olmalı. Garsonun komplosuna gelmemeli.
 
Ders veren garson ise tabağı alır gibi yapar ve sizin tepsiyi sarstığınızı görünce,
 
“Tepsiyi şimdi düşürdün işte..” dercesine gözünüzün içine manalı manalı bakar.
 
Komi ise suçluluk duygusuyla başını önüne eğerken pişmanlığını garsonuna gösterir. Garson ders vermenin mutluluğu ile işine devam eder.
 
Tabi bu olup bitenlerden hiçbirisini masada oturan sizler bilmezsiniz.
 
Neyse babam o yaz tatilinde pansiyonda çalışacağımı söyleyince doğrusu mutlu olmadım değil. En azından lokantanın yorucu iş yükünü bu yıl taşımayacaktım. Sahil kenarında bir pansiyon. Kitaptakiler gibi…. Hayal kurması bile insanı mutlu etmeye yetiyor.  Önümde dümdüz bir deniz. Sabah erkenden kalkacak çarşaf gibi sakin denizde yüzecektim. Sonra güzel bir kahvaltı. Ardından iş. Bu kısmı atlıyorum. Ardından akşam gün batımında yine çarşaf gibi denizde huzurla yüzmek. Tatil bu işte….
 
Ertesi gün öğle üstü babam Topkapı’dan beni otobüse bindirdi. Pansiyonun Antalya’da olduğunu sanıyordum. Meğer Tekirdağ’daymış. Valla geçmiş gün olduğu için hatırlayamıyorum. Acaba pansiyon Tekirdağ’ın neresindeydi?
 
Elimdeki adresin yazılı olduğu kağıda göre şoför beni bir yerde indirdi. Aklımda kalan, pansiyonun ana cadde üstünde olduğu. Ana cadde ile deniz arasında herhalde 300- 400 metrelik bir boşluk vardı. Topraklı, kumlu, dikenli bitkilerin ve hatta yer yer çalılıkların olduğu bir boşluk ve ardından deniz.
 
Pansiyona öğleden sonra ulaştım. Patron ilk gün dinlenmemi çevreyi dolaşmamı istedi. Ertesi sabah işbaşı. Pansiyonun lokantasında komi olarak çalışacağım. Maaş yok. Yeme, içme, yatma, müesseseye ait. Müşterilerden aldığım bahşiş bana ait. Yaptığım tatil ise banim kâzancım olacaktı. Patron iyi birisine benziyor.
 
Valizimi kalacağım odaya bıraktım. Sahili çok merak ediyordum.  Marmara Denizi. Hayalimdeki gibi bir deniz çıkmadı. Çöplü, mazotlu, deniz anasının bol olduğu bir deniz.
 
Sabah erkenden kalktım. Komilerin temel görevlerinden biriside salon temizliğini yerine getirmektir. Tabi buna tuvalette dahil. Bana bu işlerden en zoru hep paspas yapmak gelmiştir. Lokantalarda her gün paspas yapılır. Şimdilerde bu iş daha kolay. Ama bizim zamanımızda çok zordu. Her turda paspas bezinin sabunlu suyla yıkanması gerekiyor. Bende ise temizlik duygusu fazlamıdır nedir bilmem ama paspası sıkarken su kirli geldiği sürece yıkamaya devam ederim. Tabi böyle olduğu için paspas işi uzun ve yorucu olur. Paspasın ardından masaların üstündeki sandalyeler iner. Örtüler açılır. Tabaklar, küllük, tuzluk, biberlik, kürdanlıklar özenle dizilir. Tüm bunların saat dokuza kadar bitmesi gerekiyor. Tabi burası pansiyon ise saat yediye kadar bitmesi şart. Bu işlerden sonra kahvaltıyı hak edersiniz.
 
İşlerimi bitirdikten sonra hayalimdeki gibi önce bir denize gireyim dedim. Deniz çarşaf gibiydi ama dibi cam gibi görünmüyordu. Üstünde çöp dalgası vardı. Ama yinede girdim. İtiraf etmek gerekirse tat aldığım söylenemez. Biraz güneşlendikten sonra pansiyona döndüm.
 
O sabah personele kahvaltıda mercimek çorbası çıkarıldı. Bir kase aldım.  İçtim ama bir türlü tadını alamadım. Sıcak su. İçinde mercimek tanesini bile yok.
 
“Herhalde aşçı çorbayı karıştırmadan üstünden verdi.”  diye geçirdim aklımdan.
 
 Bir kase daha aldım. Yine mercimek tanesi yok. İçtiğim resmen sıcak su. Ne tadı var ne de tuzu. Herhalde yüzümdeki hali görmüş olacak ki karşımda çorbasını kaşıklayan komi arkadaşım bana gülümseyerek:
 
“boşuna uğraşma bu mercimeksiz çorba” dedi.
 
Siz siz olun eğer kıvamını tutturamıyorsanız sakın süzme mercimek çorbası yapmayın. Ağza gelen mercimek taneleri en azından çorbanın kusurunu ortadan kaldırır.  

tarafından girilen tüm hikayeler Çorba hikayeleri kategorisindeki tüm hikayeler
9957 kez okunmuştur. Yorumlar (4) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 4 yorum yapılmıştır
  • 09.06.2008 - 9:07
  • Muhittin Şeker
  • KOMİ
  • Hemen her sektörde işin hamallığı, bu geri plandaki
    komiler tarafından yapılır.
    Ben de çalıştığım işte bir tür komi olduğum için
    lokanta da garsondan çok komi dikkatimi çeker :)

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
  • 09.06.2008 - 13:33
  • Yeşim
  • mercimeksiz çorba
  • Babamla annem ayrılık kararı verdiklerinde, iki hafta teyzemde kalmıştım. Yeni evliler. Durup durup kavga ediyorlar. Teyzem de sinirlendikçe çorbanın ayarını kaçırıp duruyor. Bir mercimek çorbası yapacak; çorbanın içerisinde ya bir sürü mercimek oluyor yada hiç olmuyor. Tam bir deneme tahtası olmuştum.
    O günlerde en büyük hayalim, büyük bir aşçı olmaktı. Bir mercimek çorbası yapacaktım ki, ne mercimeği az olacaktı ne de suyu.
    Neyse ki, evde sorunlar durulunca teyzem kıvamında çorbalar yapmaya başladı. Ben de mühendisliğe doğru yol aldım.

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
  • 04.11.2008 - 14:30
  • Gülpembe
  • Hayatı tanıma fırsatı bulmuşsun.
  • Baban sana ne büyük iyilikler yapmış ,biraz posanı çıkarmış ama hayatında o kadar kolay olmadığını öğretmiş.
  • 21.12.2009 - 12:38
  • Cano
  • Aşağıdakiler-Yukarıdakiler
  • Çocukken televizyonda Aşağıdakiler-Yukarıdakiler diye bir dizi vardı. Bir konağın üst katlarında yaşayan hanımlar-beyler ile alt katlarında yaşayan hizmetlilerin yaşamını anlatan diziyi kaçırmadan izlerdik. Şimdilerde eziliyoruz diye hak arayan dar gelirlileri önüne gelen dövüyor. O tarafa bakmak yasak. Millet Aşk-ı Memnu'daki dert üstü murat üstü hayatını gıpta ile izliyor. O evde aşağıdakilerin bile tek derdi meşk...
    Böyle düşününce mercimeksiz çorba iyice içime oturuyor. Elinize sağlık...

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
mercimeksiz çorba, çorba, çorba öyküleri

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri