Balıkların hepsi yüzgeçlidir

28.09.2009 - 13:00 | - Meltem Eser Tüm hikayeler
  • İş çıkışı semt pazarına gittim. Balıkçının tezgahına yaklaştım. Balıkları seyrediyorum. Üç çeşit büyük balık vardı. Fiyatlarına baktım. Birisi çok ucuz, birisi pahalı diğeri çok pahalı.


Sarı ırkın insanları bizleri birbirimize çok benzetirler  ya, gülmemek elde değil. Onlara göre bizim hepimiz uzun burunlu insanlarız. Bir de kendilerine bizim gözümüzle baksalar, onlar da Birbirlerinden hiç fakları olmayan çekik gözlü insanlardır. Kısaca hepsi aynıdır.
 
Benim Çinliler gibi karıştırdığım başka canlılar da var. Balıklar.
 
Balıkları severim, seve seve yerim ama balıkları tanımam. Sadece büyük balıklar ve küçük balıklar olarak ayırt ederim.
 
O yıl lüfer bolluğu vardı. Herkes lüferle oturup lüferle kalkıyordu. Annem de misafir için lüfer almış. Ama akşamüstü 4 kişi daha geleceğini bildirince ilave yapmak gerekti. Bana telefon açtı ve eve gelirken 4 adet lüfer almamı istedi.
 
“Lüfer değil mi?”
“Evet lüfer”
“Büyük balık değil mi?”
“Büyük gümüş gibi rengi var ya o yavrum”
“Tamam”
 
İş çıkışı semt pazarına gittim. Balıkçının tezgahına yaklaştım. Balıkları seyrediyorum. Üç çeşit büyük balık vardı. Fiyatlarına baktım. Birisi çok ucuz, birisi pahalı diğeri çok pahalı. Üzerlerinde isimleri yazmıyor. Ben de gurur yapıp sormuyorum, kazıklanmamak düşüncesi ile. Kendi kendime düşündüm, madem annem misafire yapıyor o zaman ucuz bir balık değildir. Hem en gümüş görüneni pahalı olanıydı. Bu düz mantıkla en pahalısını göstererek;
 
“ Bu lüferler taze mi?”
“Bu lüferler mi?” dedi gülerek
“Evet bunlar”
“Bunlar çok taze bak yüzgeçlerine kocaman”
 
Demek ki yüzgeçler taze iken büyüyordu.
 
“Tamam ben bunlardan 4 tane istiyorum”
“Ayıklıyor musunuz?”
“Ne demek, elbette”
 
Balıkları mis gibi ayıklanmış olarak aldım eve geldim. Anneme verdim.
 
“Bu ne Meltem!”
“Lüfer, hem de çok taze, yüzgeçleri kocaman”
“Yavrum bu lüfer” dedi elindeki balığı gösterdi.
“Anne bundan da vardı ama ucuzdu, ben de bu taze diye bunu aldım”
“Yavrum bu çipura, lüfer değil ki”
“Ama ben sordum, lüfer dedi”
 
O anda sevimli balıkçının bana neden gülerek baktığını çok iyi anladım. Beni bir balık olarak görüp kazıklamıştı. Ama bu bana asla bir ders olmadı. Ne ben balıkları tanıdım, ne de balıkçılar bana balıkların soyağacı hakkında bilgi verdi.
 
Benim için halen balıklar büyük ve küçük olarak ikiye ayrılır. Bir de taze olanlar pahalı, bayat olanlar ucuzdur. Vurgun olsa bile.
 

Meltem Eser tarafından girilen tüm hikayeler Akşama balık var kategorisindeki tüm hikayeler
4697 kez okunmuştur. Yorumlar (2) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 2 yorum yapılmıştır
  • 06.09.2008 - 22:42
  • Erol Tosuner
  • ŞOLLOPCU
  • Sevgili meltem balık konusundaki eksiklik konusunda yalnız değilsin. Ama insanlar itiraf edemiyor. Sana bir hikaye anlatayın da biraz gül.

    Adamın birinin askerlik çağı gelmiş kalkmış köyünden gitmiş askerlik şubesine. Askerlik şubesindeki onbaşı sormuş adın,soyadın... mesleğin.diyince adam demiş şullopcu. Bakmış onbaşı allahın köylüsü biliyor şullopcunun ne olduğunu ben nasıl bilmem, gurur yapıp sormamış. Yazmış evraklara şullupcu. Adam gitmiş askere, çavuş sormuş mesleğin adam demiş şullopcu. İçinden geçirmiş, allahın köylüsü biliyor, bunu buraya lollayan onbaşı biliyor ben nasıl bilmem diye. sormadan oda yazmış mesleğe şıllpcu. Derken adam gitmiş usta birliğine herkeze bir iş veriliyor buna verilemiyor. assubay gelmiş oğlum sen neden avara duruyorsun yokmu senin bir işin. Adam demin ben şullopcuyum komutanım demiş. Assubay bakmış köylüye, demiş içinden bu köylü biliyor, onbaşı biliyor, çavuş biliyor da koskoca assubay nasıl bilmez diyerek sormamış iyi sen burada otur diyerek yoluna devam etmiş. Günler geçmiş bir subayla karşılaşmış subay sormuş ne iş yaparsın adam demiş şullopcuyum. Düşünmüş içinden. Bu köylü biliyor, onbaşı biliyor, çavuş biliyor, assubay biliyor koskoca bölük komutanı nasıl bilmez diye sormamış. Neyse devamı var ama uzatmayayım Aynı durumla tabur komutanı karşılaşmış sonunda bu sormuş nedir şullopcu diye. Göstereyim komutanım diye çalık taşlarını alıp deniz kenarınfaki kışlanın sularına doğru yürümeye. Bellerine kadar suyun içine girince cebinden bir taş çıkartıp atmış suya, sudan bir ses, "ŞULLOP" ...
    Balıklar hakkında bilgi istiyorsan yazılarımı takip edebilirsin. İyi günler.

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.
  • 20.10.2008 - 14:23
  • Harun Özdal
  • ne güzel uyuttu
  • iş yerim tahtakalede.
    istanbulla tanışalı bir yıl olmuş,
    eminönünden otobüs bekliyorum o zamanlar,
    emin önünde küçük sandallarda balık satarlardı.
    akşam saat yedi falan,
    insanların balık aldığını görünce hadi bende bu akşam balık alayım eve heves ettim.
    balıkçıya iki kilo hamsi verir misin dedim.
    bu arada manzara nefis.
    ben denizi, gelip geçen gemileri seyrediyorum.
    balıkçıya baktığım yok.
    adam tarttı,
    parasını verdim.
    yalnız bende balık kültürü olmadığı için,
    taze mi bayat mı anlamam.
    eve geldim ama otübüste kimse yanımda durmuyor.
    herkes burnunu tutup uzaklaşıyor benden.
    anlam veremedim tabii.
    işin rengi evde balık torbasını açınca belli oldu.
    adam bütün kokmuş balıkları bana dehlemiş.
    evdende zılgıt yedim.
    o kadar çok canım çekmişti ki,
    balığıda yiyemedim.
    çok sinirlendim,
    yahu ben parasını ödeyip aldım,
    revamı bu,
    o günden sonra güvenim sarsıldı.
    yanımda balıktan iyi anlayan biriyle balık alırsam alıyorum

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
balık pazarı, lüfer, taze balık, anne yemekleri, balık, balık yemekleri, balık öyküsü

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri