Yemekte konuşulmaz

18.07.2011 - 8:00 | - Tüm hikayeler
  • Bize küçükken sofrada konuşmamayı tembih ederlerdi.

Bize küçükken sofrada konuşmamayı tembih ederlerdi. Öyle ağzında lokma varken konuşmama değil; sofraya oturduğun andan, doyup kalkana kadar konuşmamadan söz ediyorum. Tabi pek çok tembih gibi fazla tutulmazdı. Zira sofrada konuşmama kuralı koyanlar, kendileri bozardı çoğunlukla bu kuralı.

Yemek ve konuşmak. Yemekte konuşmak. Hele soframıza o yemeği getirebilmek için hayatımızı nasıl kazanabileceğimiz, yediğimiz ekmeği nasıl elde edeceğimiz hakkında konuşmak. Bir insan için ne kadar önemli bunları konuşmak, yazmak.

Sunuculuğunu Pakize Suda’nın yaptığı, Lezzete Yolculuk Programını izliyorum. Köylü kadınlarla, çeşit çeşit yemeklerle dolu yer sofrasında sohbet ediyor.
–Köyün gençleri okuyor mu?
–Okuyorlar ama bir şey çıkamıyorlar…

Okumak ve bir şey çıkamamak. Bir anda 35-40 yıl öncesine, bize konuşmama tembihlerinin yapıldığı yer sofrası günlerime döndüm. Öğrenim görmeye, “okumak”; okul bitince bir iş, bir meslek sahibi olmaya da “çıkmak” derlerdi. Çocukların, gençlerin okuyup; öğretmen, mühendis, hakim, bankacı, mimar, avukat, müfettiş çıktığı günler. Az okuyanların(Liseyi bitirenlerin) astsubay, polis, hemşire, memur, teknisyen; ilkokuldan sonra okumayanların ise zabıta, bekçi, itfaiyeci, aşçı, garson, terzi, berber, işçi olduğu günler.

Okuyanın, mutlaka bir şey çıktığı Türkiye Günleri. Henüz Turgut Özal’ın “çağ atlatmadığı”, Tansu Çiller’in “İki anahtar dağıtmadığı” ve Tayip Erdoğan’ın “80 yılda yapılan hizmetin, 3 katını yapmadığı” günler.

Geçen gün kurayla öğretmen atamaları yapılıyor. Dört yıl eğitim fakültelerinde dirsek çürüten on binlerce genç, mezuniyetlerinden yıllar sonra ve bir salonda çekilen kurayla “öğretmen çıkabilme” şansını elde ediyorlar. Sanki lotodan trilyon çıkmış gibi sevinçten havalara zıplayan delikanlılar, gözyaşlarını tutamayan genç kızlar. Okuyup da öğretmen çıkamayanlar yine şanslı. Bir de “sanat tarihi” okuyup bir şey çıkamayan ve itfaiyeci olmak için yaşadığı şehirden 1000 km yol gelip binlerce adayın içinde kuyruğa girenler var.

Yöresel konuşma biçimiyle o kadar güzel söylüyor ki köylü kadın:”okuyorlar ama bir şey çıkamıyorlar.”

Okuyup da bir şey çıkamamak.

Siz hiç okuyup da bir şey çıkamayan insanı, yemek yerken gördünüz mü? Bırakın yemekte konuşmayı, ağzındaki lokma bile zor geçer boğazından. Bırak “yemekte konuşma” diye tembih etmeyi; iki laf etmesi için yalvarsan konuşmaz, konuşamaz. Zira okumuş ama bir şey çıkamamıştır.

Biliyorum, burası bir yemek sitesi. Yemek hikayeleri, yemek tarifleri, yemek kültürü üzerine yazıların konulduğu bir platform. Çorbalar, zeytinyağlılar, dolmalar, tatlılar…Günde üç öğün, yılda 365 gün yemek yiyen ve sofrasına bu yemeği koyabilen şanslı insanlarız. Başka yerlerde konuşamasak bile soframızda, yemeğimizi yerken ailemizle konuşmalıyız. Özellikle çocukların, yemekte konuşmasına asla karşı çıkmamalıyız. Nasıl olsa büyüyecekler, okuyacaklar ve bir şey çıkamayacaklar. Okuyacaklar ve bir şey çıkamayacaklar. Ve konuşamayacaklar… 

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
2783 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri
hit counter