Yemek üzerine düşünceler

05.04.2011 - 8:00 | - Tüm hikayeler
  • Nerden geçti aklıma, Kadayıfla baklava

“Nerden geçti aklıma
Kadayıfla baklava
Aç gözlü olma diye
Annem vurdu oklava.”

Yemek yapmak!

En basiti tencereyi ocağa koyuyoruz, ateşi yakıyoruz. Oysa tarihte insanlar o ateşi yakabilmek için bambu kamışı gibi materyalleri dakikalarca birbirine sürtmüşler.
Pıt diye yakıverdiğimiz içinde fosfor sülfat bulunan ve sürtülünce yanan kibriti İngiliz Kimyacı (Kimyacı diyorum bak!) John Walker, 1827'de icat etmiş. Varın gerisini düşünün…
Yemek pişirmek için kullanılan kapların malzemesi mesela: toprak, bakır, demir, çelik ve ısıya dayanıklı cam…Sırayla tarihsel bir gelişim izliyor, bir döneme işaret ediyor.
Bakınız mutfaklarda kullandığımız düdüklü tencere için elin oğlu ne kadar uğraşmış.

Yaklaşık 300 yıl önce Fransız fizikçi Denis Papin (bakın fizikçi diyorum dikkat edin!) ağır bir demir tencere kullanarak bir deneyler yapmış, üzerine bir kapak koymuş ve yüksek ısıda kaynatmış.
Sonuç: Yemekler normal tencerelere göre çok daha hızlı pişti. Bu buluş Papin’in tenceresi olarak adlandırıldı. Düdük değil yani…
Mesela her gün bir şekilde kullandığımız, arada bir krizine girdiğimiz şekerin tarihsel yolculuğu da oldukça meşakkatli.

Şeker İÖ. 3000 yıllarında bir tatlandırıcı olarak kullanılmadan önce Hindistan’da genellikle arıcılıkla uğraşıyorlarmış. Evet bildiniz, şeker yerine “bal”. Kim bilir kaç kişi telef olmuştur arı sokmasından?

Büyük İskender'in fetihleri sayesinde Hindistan'a ulaşan Yunanlılar ve Romalılar, belki de bu yüzden şekere "Hint Tuzu" ya da "Asya Balı" gibi isimler koymuşlar…
“Fırın üstünde kürek
Gene sızladı yürek
Her yerde dayanır da
Bal'a dayanmaz yürek”

Ben çayı şekersiz içiyorum ama şeker olmasaydı insanlar çayı nasıl içerlerdi diye düşünürken “kıtlama dut kurusu” geldi aklıma. Ağza bir iki adet dut kurusu alınır çay böyle içilir gibi…
Tarihte de tam böyle olmuş Romalılar yemek tariflerinde Ş.Ö. (şekerden önce) balı kullanmışlar. Eski Yunanlılar, kuru üzüm, kuru meyve ve bal ile ekmeklerini tatlandırmışlar.
Bugün turşuları bile neredeyse tatlı olan Avrupalı ise şekerle te Haçlı Seferlerinde tanışıyor. Şeker kamışından şeker üretmeleri ise çok sonralara sekizinci yüzyılı buluyor. Üretimin ciddi boyutlara ulaştığı 19'uncu yüzyıldan sonra, ilk çağlarda yalnızca ilaç yapımında kullanılan şeker, insanlar için vazgeçilmez bir enerji kaynağı haline geliyor.
Bugün şeker hemen hemen tüm kültürlerde ve dillerde “ sevimli, cana yakın, güzel” gibi olumlu anlamlarda kullanılıyor. Tadından olsa gerek…

Ekmek neden kutsaldır mesela?

Tarihte çeşitli ülkeler ve topluluklar, yaşadıkları çevrenin şartlarına,olanaklarına göre ekmek yapmışlar. Öyle ki, fasulye unu, patates, ağaç kabuğu, pirinç, bezelyeden ekmek yapıldığı gibi,Uzak Doğunun bazı bölgelerinde kurutulmuş deniz yosunu, akgürgen kozası bile ekmek yapımı için malzeme olarak kullanılmış kullanılmakta.

Taşlar arasında buğday tanelerini ezerek una dönüştüren Mısırlılar, bu işi İsa'dan 3000 yıl önce yapmışlar. Unu hamur haline getirmek için su katmış, yoğurmuş, biçim vermiş,fırınımsı oyuklarda, ya da toprağın üzerinde pişirmişler. Bir süre tutulmuş,ekşimiş hamurun "maya" niteliğini ilk bulan da gene Mısırlılar. O zamanın koşulları için uzaya mekik göndermek gibi bir şey!

Yemek yemek üzerine düşünürken enteresan şeyler öğreniyor insan.
Rusya'da Agasi Vartanyan adında 46 yaşında bir adam St. Petersburg'un dışında Neva nehrinin kıyısında plastik bir küpün içinde 50 gün boyunca yemek yemeden sadece su içerek yaşamış. 50 gün içinde 23 kilo veren adamın deneyinin tarihe geçmesi için Guinness Rekorlar Kitabı'na başvuracağı ifade edilmiş.
“Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” diyor, geçiyoruz efendim.
Neden açlık grevi yapar insan?

Ebeveyniyle tartışan ergen sofraya oturmayı reddeder. Baba ısrarla “bu sofraya oturulacak, bu yemek yenilecek” der. Ergen otoriteye başkaldırıdır. Baba otoritesini korumak için (ekmeği kazanan otoritedir) ısrar eder. Açlık grevleriyle de siyasal otoriteye başkaldırıdır mesela…

Yemek o kadar hayati bir unsur ki ne yana başınızı çevirseniz “yemek” karşınıza çıkıyor.
Sevdiğimizi yiyoruz mesela. Yamyam mıyız?

Düğün yemeği, sünnet yemeği, çocuklar bir çıksınlar yemek yesinler kaynaşsınlar yemeği…
Ölünün arkasından bile helva kavuruyoruz. Anlamı nedir bilmiyorum. Acaba acının hafiflemesi, ağzın bir nebze tatlanması için yapılan bir şey mi?

Sonuç olarak yemek üzerine düşünmek, yemek hikayelerinin içerisinde olmak bir yolculuk. Yaşadığımız dünyayı anlayabilmek için yapılan keyifli ve öğretici bir yolculuk. Onun için buradayım…

Sizlere de:
“Bak geldi etli dolma
Çok yiyip göbek salma
Üstüne bir kahve iç
Sohbetten geri kalma.” derim…  

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
3159 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri
hit counter