Üretmek-tüketmek ve sevmek

14.02.2011 - 8:00 | - Tüm hikayeler
  • Gözlerimi kapatıp çok çok eski dönemleri düşünüyorum

Televizyon kanallarında ağırlık olarak Sevgililer Günü haberleri. Yaklaşık yirmi yıldır 14 Şubat'ı, özel bir gün olarak kutlamaya başladık. Daha öncesi ya hiç kutlanmıyordu, ya da çok az insan tarafından biliniyordu ülkemizde. Sevgililerine sevgilerini göstermek için bir buket çiçekten, pırlanta yüzüğe kadar değişik hediyeler alıyor insanlar bu gün.

Bir mağazada, 100 dolara diz üstü bilgisayar ve 20 dolara cep telefonu satılacağı söylentisi çıkmış. Mağaza yetkililerince baştan yalanlanması bile insanların izdiham yaratacak ölçüde toplanmasını engelleyememiş. Binlerce insan bu iki ürünü almak için birbirini ezercesine yükleniyor mağaza kapısında. Bir simit fırını da bu güne özel bir sürpriz yapmayı düşünmüş ve pişirdiği simitlerden bazılarının içine pırlanta yüzük koymuş. Pırlanta yüzüğü bulmak için insanlar beşer onar simit alıyorlar.
Henüz 14 Şubat gibi bir özel günden haberdar olmadığımız yıllarda tüketim çılgınlıklarımız da yoktu galiba. Tabi şu anda her yerde gördüğümüz ithal ürünlerin hiç birisi de yoktu ülkedemizde. Çok zorunlu olanlar dışında ihtiyaçlarımızı tamamen yerli üretimle karşılamaya çalışırdık.

Bütün dünyayı saran ekonomik krize rağmen, her geçen gün işsiz kalan binlerce insana rağmen böylesi bir tüketme eğilimi ürkütüyor beni. Bu çılgınlığa kapılanlar, nüfusun bir bölümünü oluştursa da ürkütüyor. Zira her şeyi bütün çıplaklığıyla televizyon ekranlarından izliyoruz. Bizler gözümüzle görmediğimiz, rivayet gibi anlatılanlara bile inanan insanlarız. 1980 öncesi dönemde sık sık doğu bloku ülkelerinde yaşayan insanlarla ilgili haberler okurduk gazetelerde. O günlerin tüketim kalıplarına göre bizden daha az tüketen insanların olduğunu öğrenirdik. İnsanlara zorunlu ihtiyaçları dışında hemen hemen hiçbir lüks tüketimin izin verilmediği ekonomiler. Hatta daha da eski dönemlerde zorla çalıştırılan insanlar. İşsizlik veya tembellik özgürlüğü(!) elinden alınmış insanlar.

İki farklı tabloyu gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. Çalışan ve üreten insanlar; işsiz ve tüketen insanlar. Ve de sevmek. Üretmeye yönlendirilen insanların sevgiyi gösterme biçimi ile tüketmeye yönlendirilen insanların sevgiyi gösterme biçimi de farklı olmalı.

Gözlerimi kapatıp çok çok eski dönemleri düşünüyorum. Aziz Valentin'den bile eskilere uzanan bir kültürel miras üzerinde yaşadığımız aklıma geliyor. Şu sevgililer günü kutlamasını, kendi kültürümüze uygun olarak biz başlatsaydık nasıl olurdu acaba? Şubat'ın değil de, Ekim ayının ortalarında bir gün mesela. Hani toprağın sürülüp, tohumun ekildiği ve yerleşik tarımsal hayata geçen insanoğlunun en üretken olduğu ekim ayında. Şu mitolojilerde anlatıldığı gibi...
Çalışmak, üretmek ve sevmek.

Üretmek ve sevmek kavramları ne kadar birbirine yakışıyor. Sevginin üretilmesi, çoğaltılması. Üretmeyen insanın ise sevgi duygusuna ne kadar yakın olabileceği. Toprağı süren, çalışan, üreten insanların birbirine sevgilerini göstermesinden korkanlar da olmuş tabi. Henüz tüketim toplumu olmaktan çok uzak olduğumuz yıllar aklıma geliyor. Köy Enstitüleri yılları. Çalışan ve üreten genç insanların, birbirlerine gösterdikleri sevgiden korkuluyor nedense. Üretmeyi ve sevmeyi bilmeyen kafaların, karalama kampanyası aklıma geliyor. "Din" diyorlar, "Ahlak" diyorlar, "Namus" diyorlar, "Günah" diyorlar... Tüketim toplumunda, sürekli tüketmeye teşvik edilen insanlarız artık. Sevgimizi de yine bu tüketim eğilimiyle gösteriyoruz. Tüketiyoruz ve tükeniyoruz. 

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
3224 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri
hit counter