Pirincin sonuna geldik

18.04.2011 - 13:00 | - Tüm hikayeler
  • Biber, kabak, patlıcandan yana bir sıkıntımız olmadığını biliyorum ama pirincin sonuna geldik gibi

Daha dün gibi iyi hatırlıyorum; anavatan partisinin kuruluşunu. Kenan Evren'in hazırlattığı anayasa, halkın yüzde 92'sinin oyunu alarak kabul edilmişti. Gerçi Netekim Paşa, referandum öncesi epey milleti korkutmuştu. Bir keresinde, "Bu anayasa için hayır oyu verin diye size telkinde bulunanları bize bildirin. Bildirin ki; onlarla da teröristlerle mücadele ettiğimiz gibi edelim" demişti.

İşte bu referandumdan bir yıl sonra da yep yeni partilerle, yeniden demokrasiye geçti güzel ülkemiz. Askeri dönemin ekonomiden sorumlu ismi olan Turgut Özal, çok uyanık bir şahsiyetti. Anavatan Partisini kurdu ve hemen kuruluş felsefesinin, ülkemizin dört siyasi akımının sentezi olduğunu açıkladı. Bu siyasi parti; milliyetçi, muhafazakar, liberal ve sosyal adaletçiydi. 12 Eylülü hafif sıyrıklarla atlatmış bir ülkücü, Erbakan'la yıldızı barışmayan bir dini bütün, amerikada ekonomi mastırı yapmış vizyon-misyon erbabı bir genç ile bu üç tanımdan birisine sokulamayan ama okeye dördüncü adam gibi oturmayı seven birisi olunca, Anap'ın siyasi felsefe karesi meydana geliyordu.

Tabi bu dörtlü karışımın, ağırlıklı ve belirleyici unsuru muhafazakar cenahtı. Başta Turgut Özal ve biraderleri ile asli kurucular ve şu anda Akp'de politikaya devam eden pek çok önemli isim muhafazakar cenahı oluşturuyordu. Bu muhafazakarlar içinde "-kar" hecesini sevenlerle, o dönem her biri kendi çapında ekonomi dehası kabul edilen liberaller çok iyi anlaşıyordu.

O yıllar, ekonominin yani serbest piyasa ekonomisinin en çok yazılıp çizildiği yıllardı. Gazeteler, iki üç sayfasını "ekonomi" başlığı altında hazırlıyordu. Gerçi sadece döviz kurları, faiz oranları ve hisse senetlerini sıralayıp; iki de reklam amaçlı şirket tanıtımı haberi koyunca iki sayfa doluyordu. Ama köşe yazarlarının hakkını yememek lazım. Her gazetede köşe yazarlarının yarısı doğrudan, diğer yarısı ise dolaylı olarak ekonomik konularda yazılar yazıyordu. Örneğin; Emin Çölaşan, 24 Ocak Kararlarının Perde Arkası isimli kitabıyla gazetecilikte isim yapmıştı.

Aradan çeyrek yüzyıl geçti. İnternet medyasının da yaygınlaşmasıyla köşe yazarlarımız, bir sosyal sınıf oluşturacak kadar çoğaldılar. Son bir haftadır belli başlı gazetelerin köşe yazarlarına göz atıyorum. Sadece o günkü yazılarını değil, arşivlerini bile tıklayıp okuyorum. Dünyada yaşanan şu son ekonomik gelişmelerle ilgili dişe dokunur bir yorum, değerlendirme, geleceğe yönelik analiz arıyorum. En ortodoks liberal kalemlerin bulunduğu gazetelerde bile tık yok. Tirajlarına göre beşyüz okura bir köşe yazarı istihdam eden o kadar çok gazete var bu ülkede. Otuz, kırk veya elli vesikalık fotoğraf ile altında kocaman sütunlar. Ama ekonomik konularda, şöyle okunabilecek yazılar yazan pek kimse yok gibi.

Hani öyle yazının içeriği hoşuma gitmese de olur. Bir şeyler bulup okuyayım, biraz bilgi sahibi olayım küresel ekonominin gidişatından diyorum sadece. Fakat yazan yok. Arada bir sıkıntıdan futbol bile yazan nice donanımlı ve ünlü kalem, oturup bir ekonomik analiz yazmıyorlar artık...

Turgut Özal'ın cumhurbaşkanı olmasından sonraki ilk anap kongresinde liberaller ile muhafazakarlar kavgaya tutuşmuştu. Önde gelen bir muhafazakar, kendisine ekonomik konularda ahkam kesen partili bir liberale; "Oğlum, biz yutmayız sizin bu liberal dolmalarınızı!" demişti. Yani millete yedirdiniz, bu janjanlı söylemleri ama biz yemeyiz mealinde bir sitem.

Var ya...
Biber, kabak, patlıcandan yana bir sıkıntımız olmadığını biliyorum ama pirincin sonuna geldik gibi. 

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
2668 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri
hit counter