Nazoş'un Kuru Fasülyesi

09.01.2012 - 8:00 | - Tüm hikayeler
  • Nazoş tam bir çılgındır. Her zaman neşelidir ve harika yemekler yaparak bizi sık sık bir araya getirir.

Dün akşam evde yemek masasına tam oturmuştum ki çalan telefon sesiyle irkildim. Teyzem arıyordu; annemin ablası. Ama biz ona adı ile hitap ederiz. Nazan'ı ona yakışır hale getirip Nazoş deriz. Neşeli şen kahkahası, her daim hayata pozitif bakması ve bir derdi olduğu zaman "atarım kafama bir yumruk, unuturum ben onu" demesiyle heran yüreğimizde taşırız Nazoş'u.

Nazoş tam bir çılgındır. Her zaman neşelidir ve harika yemekler yaparak bizi sık sık bir araya getirir.

Ha bir de Nazoş'un kuru fasulyesi vardır. İçinde; ruhunu, neşesini, kahkahasını, yaşadığı 78 yılın acısını, çektiği ve ruhunda örselenmişliklerin verdiği kan kırmızısı pancar turşusu ile sunduğu kuru fasulye yemeği.

İşte sevgili Nazoş bunları hafta sonuna hazırlayacağı bizbize yeni yıla merhaba partisi için bizi davet edip yine bir araya toplanacağımız müjdesini verdi.

Hemen tereddütsüz evet geliyoruz dedim. Annemin ablası, benimde biriciğim. Nazoş'uma kuru fasulye için hafta sonunu iple çekeceğimi söyleyip kendi yemeğime döndüm. Görüntüsü çok yavan geldi.

Ve geçen sefer ki kuru fasulye partisini anımsadım. Çok güzel bir yemek ve harika anıların havada uçuştuğu sohbet ile hem midemiz hemde ruhumuz doymuştu.

Teyzem ne yemeği yaparsa yapsın lezzeti bir başka olur. Ama kuru fasulyesi bambaşkadır. Hemde pastırmalı kurufasulye yapar ki o pastırmanın kokusu ile kendinizdengeçersiniz. Bu sefer teyzem gibi yapmak için tam tarif almaya kararlıydım. O yüzden olabildiğince erken gitmek için yola çıktık. E az mesafe değildi Nazoş’un evi. Bayramoğlu’nda oturuyordu ve aramız nerdeyse yaklaşık 60 km. İdi. Kısa da olsa bir nevi şehirlerarası yolculuk yapacaktık. İstanbul’dan Gebze’ye doğru yola çıktık. Yarım saat sonra Nazoş’un evinin önüne geldiğimizde o’nu camdan dışarıya bakarken gördük. Bizi görünce çok sevindi. İlk gelenler biz olmuştuk. Laf aramızda onun kapıdan karşılayışı için çıkıp bir daha girmek istersiniz. Biraz oturup hoş beş sohbetten sonra birlikte mutfağa girdik. Kuru fasulyeleri haşlamıştı bile. Hemen sorularımı sıralamaya başladım.

- Nazoş bu fasulyeleri haşlarken yaptığın özel bir şey var mı?

- Aaaa olmaz mı kulaklarına sevgi sözleri fısıldıyorum. Dedi bana kahkaha ile. Aslında normal suyu koyup her zaman ki gibi haşlıyorum yavrum özel ne yapacağım işte kuru fasulye bunlar, diye devam etti.

Şaşkınlığım arasında onun bir lezzet sırrı olmalı diye düşünüyordum.

- Nazoş peki soğanı yada pastırmayı kavururken veya içine salça koyarken özel bir şey yapıyormusun? Diye ısrarla soruyordum.

- Yavrum sen iyimisin, her zaman yaptığım bu fasulyeden sen ne itiraf etmesini bekliyorsun ki böyle tuhaf sorular soruyorsun. Bak kızım bu senin ilk yapmayı öğrendiğin yemek. Ve bir tek şekilde yapılıyor. Başka türlü yapıyoruz içine şunu bunu koyuyoruz derlerse inanma seni kandırıyorlar. Dedi bana.

Onu izliyordum. Özenle soğanları soyarken düşüncelerini sordum.

Ah ahhh dedi. Meral de burada olacaktı. Hep birlikte olsaydık ne güzel olurdu. Hep bir yanım eksik dolaşıyorum Hep yarım yaşıyorum herşeyi. Diye hem gözlerinin soğandan yanmasının katkısı hemde biricik kardeşinin ölmüş olmasının verdiği üzüntü ile kısa süreli bir ağlamadan sonra soğanları koyduğu tereyağında yavaş yavaş kavurmaya başladı. Biraz tuz ekledi. Sonra pastırmaları attı içine bolca. Ve tencereye doğru eğilip sakın fasulyemin rengini karartmayın pastırmalar dedi. Biraz tebessüm ettim. Fark edince de bana dönüp eğer böyle sölemezsem rengi kara oluyor fasulyenin dedi. Biraz salça koyup suda ilave etti. Kısa bir süre sonrada haşladığı fasulyeleri bu salçalı pastırmalı suya ekledi ve iki taşım kaynattıktan sonra altını kısarak pişmelerine izin verdi. Her kaynamada pastırmanın kokusu daha fazla duyulur olmuştu. Sanırım fasulyelerle pastırmalar birbirlerine sarılıp oynaşıyorlardı. Bu arada bende beyaz pilav yaptım. Birazcık olsun çorbada benimde tuzum bulunsun ve daha da önemlisi Nazoş çok ayakta kalıp yorulmasın derdindeydim. Daha sonra mutfağa geldiğinde bende dayanamayıp sarılıp öptüm Nazoş’u. Boynuma sarıldı ve sende annen gibisin. Her zaman her yere vaktinden erken geliyorsun. Bana güç veriyorsun yavrum. Derken ikimizin gözyaşlarının birbirine karıştığı yerde annemin nefesini hissettim.

Bu kadar yoğun sevgiye o da dayanamayıp yanımıza gelmişti.

Yavaş yavaş herkes geldi. Masaya oturduk. Tabaklar uzatıldı ve Nazoş o muhteşem kuru fasulyesinden servis yapmaya başladı. Kuzenlerim, abilerim ve ben. Teyzem assolist. Gecenin kahramanı Nazoş. Herkes tabağını doldurup yemek heyecanı ile bekliyordu. Masanın düzeni ise kendine hayran bıraktıran renk cümbüşü içindeydi.

Pancar tuşusu masanın iki başına oturtulmuştu. Ortada büyük bir kase lahana turşusu vardı. Yanlarındaki küçük kaselerde ise havu, biber, salatalık turuları göz kamaştırıyordu.

Teyzem o gece herkese gökkuşağını sunmuştu. Bana ise annemi hissetmemi bir kez daha sağlamıştı o kısa süreli sarıldığımız anda...

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
2453 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
yemek hikayeleri, kuru fasulye

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri
hit counter