Küçükbahçe sokağı

24.01.2011 - 8:00 | - Tüm hikayeler
  • Yıllar yıllar önce Ankara'ya geldiklerinde Hacettepe, Emek, Cebeci gibi birkaç semti dolaştıktan sonra yeşilliği ve bağlarıyla onlara memleketlerini anımsatan, o günkü adı Bağlarbaşı olan Etlik Aşağı Eğlence' ye yerleşmiş dedemler.

Yıllar yıllar önce Ankara'ya geldiklerinde Hacettepe, Emek, Cebeci gibi birkaç semti dolaştıktan sonra yeşilliği ve bağlarıyla onlara memleketlerini anımsatan, o günkü adı Bağlarbaşı olan Etlik Aşağı Eğlence' ye yerleşmiş dedemler.

Her biri küçük bir bahçe içinde, üç katlı sekiz  apartmandan oluşan Küçükbahçe Sokağındaki evimiz sekiz evler olarak anılırdı. Etrafta bugünkünün tersine sık binalar değil biz çocuklar için bir sürü oyun alanı vardı. Piknik yapar, evcilik oynar, tazı gibi koşuştururduk o bahçelerde.

Yıllar içinde bizim küçük bahçe sokağımız da hızlı şehirleşmeden nasibini aldı. Etrafta ne apartman dikilmemiş boş arsa kaldı ne de bağlardan eser…
Şehir içinde bir vahayı andıran sokaklarının çok katlı apartıman cehennemine dönüşmesi babamı apartmanımızın bahçesinde küçük bir cennet yaratmaya itti galiba. Bir gün bir kamyonet dolusu meyve ağacı fidesi ve birkaç arkadaşıyla geldi,  bizim bahçeye kiraz, vişne, ayva,  iğde, dut ve erik ağaçları  dikti.  
Şehirde büyümüş bir çocuk olarak ayva ne zaman çiçek açar, kirazın çiçeği ne renk olur, vişne reçeli ne zaman kaynatılır, dalına nasıl tırmanılır, salıncak nasıl kurulur bahçemizdeki ağaçlardan öğrendim.

 

Yaz aylarında annem ve komşu teyzeler  çay demler, kek, börek ne varsa alır o ağaçların altında sohbet ederlerdi.

Vişne ağacı meyve verdiğinde has arkadaşlarım Hilmi, Kemal ve Nebi ile ağaca tırmanıp kim reçel için en çok vişneyi toplayacak yarışına girişirdik.        

Tam 29 senem o mahallede, aynı evde geçti. En az 25 sene çiçek açışına, meyve verişine, yaprak döküşüne şahit oldum o ağaçların. Daha sonra başka bir semte taşındık.

Küçük bahçedeki evimiz hala duruyor. Öyle renkliydi ki çocukluğumuz rüyalarımda hala o evde yaşıyor görürüm kendimi. Ama normalde bir insandan bile uzun yaşaması gereken meyve ağaçlarının sadece ikisi duruyor bahçede. Kimini eve güneş girmesini engelliyor diye, kimisini böcek yapıyor diye, kimisini de artık meyve vermiyor diye kesmiş ve belki suçlarının büyüklüğünü bildikleri için yerlerine gül ekmişler. Hani dilim varmıyor ama bir nevi bir kabristan olmuş.

Oysa ağaçlar tıpkı savunmasız bebekler gibi bize muhtaçtırlar. Büyürken doğadan aldıkları onlara yeter, zahmetsizdirler, arada bir budamak ve ilaçlamak gerekir çok çok. Ama hayatta kalabilmek için bize muhtaçtırlar özellikle şehirde ve bir bahçenin içinde.

Bu yüzden bahçelerimizdeki  ağaçları koruyamıyorsak, bize emanet edilen vatanın üzerindeki her bir doğa parçasını nasıl koruyacağız diye merak ediyorum?

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
3777 kez okunmuştur. Yorumlar (1) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 1 yorum yapılmıştır
  • 24.01.2011 - 17:10
  • Cano
  • İlk defa...
  • İlk defa bir yazımı okuyup, beğenebildim hayret! Kendi yazımı okumak en pasaklı halimle aynaya bakmak kadar zor birşey oysa...Küçükbahçe Sokağın tılsımı olsa gerek bu...

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri
hit counter