Hastanede yemek

03.01.2011 - 8:00 | - Tüm hikayeler
  • “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözünü bilmeyenimiz yoktur.

 

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözünü bilmeyenimiz yoktur. Ufak tefek sorunları “sağlık olsun” diye savuşturmaya çalışırız. Biliriz ki sağlık gibisi yoktur. 

Rutin kontroller, doğum gibi sevindirici hadiseler ya da ufak tefek operasyonlar için uğrayıp az kalalım ve mutlu çıkalım isteriz düşmeyi de eksikliğini görmeyi de istemediğimiz hastanelerden.

Ama bir şekilde yolumuz düşer hastaneye ve bazen uzun kalırız orada. O uzun kalışlar yorar insanı, üzer ama öğrenilen bilgilerin çoğu sonradan unutulsa da öğretir hayatın değerini… 

İnsan hastaneye bir şekilde uğrar ve fena halde öğrenir. Kişisel evreninin derinliklerine yolculuklar yapar kapısında bir yakınının ameliyattan çıkmasını beklerken…

İlk evvela, sosyal devlet olmanın önemini, fellik fellik ambulans ararken ve tıka basa dolu birkaç acil servis kapısından geri döndüğünde hatırlar insan.

Yolda, basit bir hemoroit vakası için özel hastaneye ambulansla taşınan muhteremleri dinler ambulans hemşiresinden. Bu durumda, sosyal güvencem ve iyi kötü bir gelirim var diye şükür mü etsin üzülsün mü karar veremez insan. Ya olmasaydı, ya olmayanlar???

Meşakkatli bir bekleyiştir hastane koridorları ve bahçelerindeki bekleyiş. 

Hastanede öyle bir yer ki, orada yenilen her yemeğe, içilen bir bardak suya bile bir hikaye yazılabilir.

Hastane odasında geçireceği ikinci ve daha büyük operasyonu bekleyen babamın koridordan gelecek yemek arabasının sesini bekleyişi onun “ben hasta değilim, bak işte iştahım da yerinde” efelenmesinin hikayesidir aslında. 

Öyle bir iştahla hazırlanır ki yemeğe sanırsın hastanede değil, boğazda iki tek atacak, sanırsın yatmaktan uyuşmuş bedenini ve çıkıp duran kalça protezini yemek yerken unutacak…  

İnsan hastane bahçesinde, ameliyata girmiş bir yakınını beklerken şair olabilir mesela! Hani varsa bir yeteneği, çay, kahve eşliğinde hayatın anlamı üzerine ne gelirse artık aklına…

Dikkat ettim, çok çay, kahve içiliyor hastane bahçesinde, sandviç, simit ne çok tüketiliyor. İnsanın yakını rahatsızken bir şey boğazından geçer mi dememeli. Sıkıntıdan, zaman geçsin diye ya da sadece ihtiyaçtan yeniliyor belki ama hastanede beklerken her şeye rağmen hayatın devam ettiğini hatırlatan ve belki de acıyı biraz olsun unutturan bir şey yemek…   

Hastane bahçesinde Kasım güneşi, sarı ağaç, sarı yaprak, çift kişilik masa daha mı anlamlı ne? Sanki ilk defa görüyor insan, sanki hiç oturmamış böyle bir masada. Oturmuş muydum? Ne kadar şanslıymışım! Kısmetse yine…  

Siz sandviçinizi yerken masanın altında bir kedi peyda olur. Hep olur böyle bahçelerde kedi. Başka zaman olsa ciyak ciyak bağırabilecekken aniden patilerini kucağınıza koyuveren bu kediden hiç korkmazsınız garip bir şekilde. Önüne konulan kızarmış patatesten sıcak diye korkan ve onunla boğuşan kuyruğunun yarısını kaybetmiş o kediyi “görürsünüz” hastane bahçesinde. Onun da sizin gibi bir yanı eksiktir çünkü…

tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve yaşam kategorisindeki tüm hikayeler
3947 kez okunmuştur. Yorumlar (1) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Toplam 1 yorum yapılmıştır
  • 03.01.2011 - 9:23
  • Nihan Özdemir
  • ....
  • Nasıl da güzel ve incelikli yazmışsın hastane kapısında, bahçesinde bekleyişleri...

    Zaman zaman unuttuğumuz en değerli hazinemiz sağlığımız için gidip oralarda oturmak veya hikayeleri dinlemek mi gerekli ne?

    Bu yorum Site Yöneticisi tarafından düzenlenmiştir.

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri
hit counter