Paris'te Kahve

27.08.2012 - 8:00 | Yemek ve Tarih - Yemek Hikayeleri Admin Tüm hikayeler
  • Ali Çolak 2007 yılında yazdığı bir yazısında...Paris'te Yahya Kemal'in kahve içtiği bir masada içtiği kahveden bahsediyor.

Ali Çolak 2007 yılında yazdığı bir yazısında...Paris'te Yahya Kemal'in kahve içtiği bir masada içtiği kahveden bahsediyor.."İsimlerinin aynı masaya çakılı olmasından anlıyoruz ki Yahya Kemal ile Jean Moreas, burada oturup sohbet ederlerdi." Yıllanmış kitaplar...Masalara kazınmış olan isimler..Bazen ne kadar da büyük bir anlam içerebiliyor. Paris'te bizlerin çay kadar çok içtiği bir içecek kahve. Ağırlıklı olarak kahve makinaları kullanılıyor. Paris'te bir süre kaldığınızda, kahvaltıda çay bulmanın zorluğu sizin de kahvaltıları kahve ile yapmaya başlamanıza neden oluyor.

Ali Çolak'ın Yahya Kemal'in oturduğu masada kahve içme ile başlayan öyküsü ve Yahya Kemal üzerine aktardıklarına bakınca..bir zaman tünelinden geçmiş gibi oluyorsunuz...

Yahya Kemal, hatıralarında Paris günlerinden büyük bir özlemle bahseder: “1904 senesi, hayatımda yeni bir başlangıçtı. Yirmi yaşında idim. Meaux kolejinden çıkmış ve Quartier Latin’e yerleşmiştim. O semtte fâsılasızca, 1912’ye kadar, kâh ferahlı ve kâh sıkıntılı, lâkin dâimâ zevkime göre bir ömür sürdüm.”

Paris’e geldiğimde en büyük hayalim, Yahya Kemal’in vakit geçirdiği mekânlarda gezinmek, özellikle de adını taşıyan bir masanın bulunduğu kafede kahve içmekti. Uzun yıllardır burada yaşayan sevgili dostumuz Yeşim Vesper’in sıcak ilgisi olmasaydı bu hayali gerçekleştirmek elbette zor olacaktı. Yeşim, Milliyet muhabiri arkadaşım Ümran Avcı ve ben, Montparnesse Bulvarı üzerindeki La Closerie des Lilas’ya bir öğle sonrası vardık. Serin, fevkalade güzel bir sonbahar havası vardı dışarıda. Büyük çınarların altında gölgelenen La Closerie des Lilas’nın dış mekânı hayli doluydu; ama içerisi şansımıza, bomboştu ve ben, elimle koymuş gibi Yahya Kemal’in adının yazılı olduğu küçük masayı buldum. Şairimiz, masayı üstadı Jean Moreas ile paylaşıyordu. İnce bir pirinç levhaya ‘Yahya Kemal Beyatlı’ altına da ‘Moreas’ yazılmıştı. Acaba mekânın diğer ünlü müdavimleri kimlerdi? Bu soruya gerek kalmadan Hemingway ‘ben buradayım’ diyordu; çünkü kafenin duvarlarını üstadın pek çok fotoğrafı süslemekteydi. Demek ki, La Closerie des Lilas’nın en namlı yahut en bonkör müdavimi Hemingway’di. Hemen yanımızdaki masada Aragon eğleşirmiş. Ve Beckett… Böyle bir mekânda oturmanın, insanı edebiyat tarihinde uzun bir zihinsel yolculuğa çıkardığını söylemeye gerek var mı?


Kahve ve çaylarımızı söylüyor ve bir Fransız şansonu eşliğinde yudumluyoruz. Elbette ikram edilen lokumları unutmamak gerek. Bir asrı aşkın bir tecrübenin, nezaketin ve estetiğin hüküm sürdüğü des Lilas’da, Yahya Kemal’in ne kadar vakit geçirdiğini, kimlerle neler konuştuğunu ve hangi hülyalar içinde bulunduğunu bilmemiz mümkün değil. Bildiğimiz, 20’li yaşlarında ve bohem hayatının cazibesine meftun bir Türk şairinin, Paris’in eğlence hayatına olan düşkünlüğü. Bunu nereden mi biliyoruz, elbette hatıralarından…

Yahya Kemal, “Çocukluğum, Gençliğim, Edebi ve Siyasi Hatıralarım”da (İstanbul Fetih Cemiyeti Yay.) Paris günlerinden büyük bir özlemle bahseder: “1904 senesi, hayatımda yeni bir başlangıçtı. Yirmi yaşında idim. Meaux kolejinden çıkmış ve Quartier Latin’e yerleşmiştim. O semtte fâsılasızca, 1912’ye kadar, kâh ferahlı ve kâh sıkıntılı, lâkin dâimâ zevkime göre bir ömür sürdüm.” Şairimiz, İstanbul’dan çıkarken zaten kafasında dine karşı şedîd bir aksülamel olduğunu, Paris’te de ‘dinsizliğinin’ arttığını yazar, ‘Şiirde Otuz Senem’ başlıklı bölümde. (sh. 102) Kendini bir süre sosyalist cereyanın akıntısına kaptırıp mitinglere, nümayişlere katıldığı hatta sokaklarda ‘International’i dinlerken kalbinin geniş bir insanlık sevgisiyle dolup gözlerinin yaşardığı olmuştur. Ne var ki, bir yıl sonra bu ihtilalci hevesi söner ve kendini Paris’in eğlencelerine ‘hevâ vü heveslerine’ kaptırır.

İsimlerinin aynı masaya çakılı olmasından anlıyoruz ki Yahya Kemal ile Jean Moreas, burada oturup sohbet ederlerdi. Sembolizm akımının kurucularından olduğu halde sonradan çark edip selameti köklerine, eski Yunan ve Latin edebiyatına dönmekte bulan Moreas, aslında yabancımız değildir. Anne tarafından dedesi, 1821’de Yunanlıların Osmanlı’ya karşı ayaklandıkları savaşta türlü hilelerle kahraman olan komutan Tombazi’den başkası değildir. Yahya Kemal’in Nev Yunani fikirlerinin de babası olan Moreas, aslında pek ilginç bir adamdır ve uzun uzun anlatılmayı hak eder; ama konumuz o değil. Yalnız, üstat Yahya Kemal’le aynı masayı paylaşmış ve bizim de o masada oturup kahve içmiş olmamız, onun da bu yazıya bir ucundan girmesini sağlamıştır.

Bir kahve ile ucundan girilen yazı devam ediyor ancak. Biz burada noktalıyoruz.

İçimine, pişirilmesine, telvesine baktığımızda...kahvenin her zaman bir öyküsü olduğunu görüyoruz. Bu öyküler..hayatımıza yerleştiğinde, kahve sadece içimliği ile değil, içim yolculuğu ile de yer ediniyor.  

Yemek Hikayeleri Admin tarafından girilen tüm hikayeler Yemek ve tarih kategorisindeki tüm hikayeler
6151 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Etiketler
cafe paris, kahve

Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri
hit counter