Çocuklar, oyunlar ve yemek yemek

25.04.2011 - 8:00 | - Tüm hikayeler
  • Çocuklar için vazgeçilmez, en tatlı bir şey…

Geçen erkek kardeşim ve onun kızıyla havuza gittik. 3,5 yaşındaki yeğenim Sıla havuzda öyle çok vakit geçirdi ki dönüş yolunda yorgunluktan uyuyakaldı. Yol boyunca kardeşimle çocukluğumuzdan konuştuk.

Sıla’nın suyu görünce sergilediği sevinç bize çocukluğumuzu hatırlatmıştı.

Ertesi gün denize gideceğimizi duyduğumuzda sevinçten uyuyamaz, denize girdik mi parmaklarımız büzüşene kadar sudan çıkmazdık. Ama ne oyunlar oynardık!
Oyun.

Çocuklar için vazgeçilmez, en tatlı bir şey…
Zaman içinde oyunlar değişti tabi.
Biz daha çok mahallede, sokakta oynardık.
Hafta sonu ailece gidilen pikniklerde bile aklı mahallede top koşturan arkadaşlarında kalan çocuklardık.
Öğlen yemeği, güzellik uykusu ve akşam ezanı saatlerini sevmezdik.
Çünkü bu saatler oyunun sonu demekti ve ne hikmetse oyunun en tatlı anlarına denk gelirdi hep.

Annem balkondan “Caaanannn hadi gel yemek yiyecez” dediğinde genellikle duymamazlıktan gelir, “Canan annen çağırıyor diyen arkadaşlarıma” “sağır değiliz duyduk” diye çıkışırdım. Eve gelince de annem bana çıkışırdı o ayrı…
Öğlen yemeğinde evde en sevdiğim yemek bile olsa hiç canım istemezdi.
Annemin elime tutuşturduğu sana yağlı ballı ya da reçelli ekmeği, ekmek arası helvayı tıkınıp oyuna devam etmek daha güzeldi…

Ekmeğin üzerine süzme yoğurt sürüp şeker serperdi annem. O da olurdu bak…
Bazen komşu Teyzeler bir araya gelir saç üzerinde gözleme yapar, biz de hem oyun oynar hem karnımızı doyururduk. Bu en şahanesiydi işte. Yanında lezzo, evde yapılmış ayran, piknik tüpünün üstünde kaynamış çay filan olurdu. Tam şenlik yani…

Bir de puf! böreği yapar (Puf! isme bak. Tam çocuklara göre) komşulara ve biz çocuklara ikram ederdi. Böyle zamanlara bayılırdım. Oyundan kalmadan yemek yemek…

Susadık mı da çözümü bulmuştuk. Ben kesinlikle eve eve gitmezdim ki annem terlemişsin diye içeri almasın ya da sırtıma ter bezi koyup arkadaşlarımın yanında karizmamı çizmesin!
Aysel Teyzelerin bahçe katındaki evlerinin bahçeye açılan kapısının önünde sıra olurduk. Aysel Teyze “Nörüyonuz çocuklar?” derdi.
“Susadııııık!” derdik.
O da bizi sulardı!

Aynur Teyze vardı bi de. Çocukluk aşkım Hilmi’nin çok sevgili annesi…
Dileklerinin olması için Zekeriya Sofrası kuracağına dair adak adardı.
Dilekleri hep kabul mü olurdu, gönlü mü zengindi bilmem ayda bir yoldan geleni geçeni apartımanın bahçesinde kurduğu sofrada doyururdu. Tabi biz çocukları da…

Ne cümbüştü yarebbim!
Sofra dediysem öyle zengin sofralarından değil. Hamur işleri, zeynir (peynir-zeytin), karpuz, salatalık, domat…Tuz bile çeşitten sayılırdı. Ne becerikli kadındı Aynur Teyze evde ağzıma sürmediğim pırasayı gözlemenin içinde yutturmuştu bana…

Yemek yemekle ilgili ritüellerimiz şimdikinden çok farklıydı sözün kısası. Mak Dıgıls yoktu. Annelerimiz köfteyi kızartma tenceresinde kızartırdı.
Leblebi tozu, Uludağ Gazozu, horoz şekeri, pamuk helva abur cuburdu bi tek.

Apartıman bahçelerinde bile kayısı, fişne, kiraz, ayva yetişir. Biz çocuklar ağaca tırmanıp oynar. Bir taraftan da karnımızı doyururduk.

Çocukluk anılarım canlanınca yolda kuru ekmek bulmuş gibi hissettim. Üç kere öpüp alnıma koyup yüksek bir yere kaldırdım…  

tarafından girilen tüm hikayeler Çocuk yemekleri kategorisindeki tüm hikayeler
6441 kez okunmuştur. Yorumlar (0) - Yorum Yaz! Sık kullanılanlara ekle veya Paylaş

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurmayı unutmayınız!


Kategoriler

Yeni Hikayeler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Çok Yorumlananlar

E-Bülten

Bizden haberdar olmak için
Copyright © Yemek Hikayeleri
hit counter